mankurtlaşan veya celladına aşık aleviler

mankurtlaşan veya celladına aşık aleviler

 dr. hüseyin demirtaş

Mankurtlaşma ve mankurt bugün için Türkiye’de ki bazı Alevi kişi ve gurubların da davranış biçimi haline gelmiştir. Alevilerden bir bölümü artık başına yaş deve derisi geçirilen mankurtlar gibi, her gün geçmişine sövmekte, onu inkar etmekte ve mensup olduğu topluluğa karşı akla hayale gelmez ihanet ve kumpaslar içine girebilmektedir.

 

Aleviler, Türkiye’de sözde birinci sınıf vatandaştır, eşit ve özgürdürler ama onlara bugüne kadar yapılan muamele bir mankurta yapılanlardan sadece nitelik olarak farklıdır. Mankurtun başına yaş deve derisi geçirilip güneşin altına elleri bağlı bırakılmıştır. Buna karşılık Alevilerin başına deve derisi ğeçirilmez ama onu kendi kendine düşman etmek için hiçbir fiziki ve psikolojik işkecenin yapılmasından çekinilmez.

 

Hafızadaki “Kınalı Keklik”

 

Şöyle ki, hizmet almadığı halde, Alevilerin ödedigi vergi ile Diyanet İşleri Bakanlığı’nın imam - hatip, müftü, vaiz, müezzin gibi on binlerce personeli finanse edilir. Alevi Çocuğuna, yabancısı oldugu bir mezhebin din dersi okullarda zorunlu olarak okutulur. Alevinin ceminde, darında şiirlerini okuduğu, nefeslerini söylediği Şah ismail tarih derslerinde düşman olarak belletilir.

Devlet televizyonunda yapılan İnanç Dünyası proğramında, bu ülkede Aleviler hiç yaşamıyormuş gibi davranılır ve yok sayılırlar. Yine Ramazan gelir; sokakta, çarşıda, pazarda oruç terörü estirilir. Oruç tutmayan Alevilere her fırsatta gözdağı verilmekle kalmaz, bazı seneler bir iki Alevi bu teröre kurban gider.

Örneğin Malatya, Bolu ve Van’ daki üniversitelerde olduğu gibi, oruç tutmadığı için Alevi öğrenciler döve döve öldürülür.

İşkence psikolojik olanla sınırlı kalmaz. Hasbelkader bir devlet kurumunda memur olan bir Alevi, ağzıyla kuşta tutsa ondan daha vasat yeteneklere sahip Sünni Kökenlililer hep yükselirken, o sittin sene memur olarak, tabii onuda kalabilirse öylece emekliye ayrılır. Durum özel sektörde de bundan pek farklı değildir. Aynı şekilde Sünni esnafın yoğun olduğu yerde dükkan açan bir Alevinin de palazlanmasına izin verilmez. Bu kişinin derhal Alevi olduğu ortalığa yayılarak müşterilerinin ondan kaçması sağlanır. Hele bir de bir Alevi kasap dükkanı açmışsa, işte ozaman “ yandı gülüm keten helva!” Alevi kasap bir gram et satamadan kısa sürede kepenk indirir.

Bazılarını saymadığımız tüm bu işkencelere dayanamayarak zamanla pes eden, bilincini kaybeden ve geçmişini unutan Alevilere biz “Mankurtlaştırılan Aleviler”diyoruz. Aslında Alevi toplumu mankurta ve mankurtlaşmaya yabancı değildir.

Alevilikte, toplumuna yabancılaşanları ve ona karşı ihanet içine girenleri açıklamak için “ Kınalı Keklik” deyimi kullanılır. Kınalı keklikler de avcı tarafından yakalandığında, hemcinslerinin avlanmasında güzel sesiyle kullanılırlar. Diğer kekliklerin yoğun olduğu bölğeye getirilen kınalı keklik. güzel güzel öterek hemcinslerinin sese kulak vererek yanına gelmesini ve yakalanmasını sağlar. Alevinin kollektif hafızasında, kınalı kekliklerin sayısı çokçadır. Sivas’ta Alevi toplumunun içinden çıktığı halde Osmanlı tarafında yüksek makama getirilince Alevilerin yedi büyük ozanlarından biri olan Pir Sultan

Abdal’ı astıran Hızır Paşa, kınalı kekliklerin atası sayılır.

 

Demokrat Parti Sonrası

 

Bilindiği üzere Cumhuriyet öncesi Aleviler kırsal kesimlerde toplu halde ve Sünni toplumunda yalıtılmış olarak yaşadıklarından, aralarından çok az mankurtlaşanlar çıkıyordu. Aleviler 1950’ lilerden sonra kabuklarını kırarak şehirlere göçünce, Alevi insanı üzerindeki daha önceki toplumsal kontrol kalkıp Sünni toplum ve devletle doğrudan temasa geçilmeye başlayınca iş değişti.

Köyünde, kasabasında oturup duran bir Alevinin kimseye pek zararı yoktu. Ama Alevilerde şehirde göçüp mevcut pastadan pay isteyince, Türkiye’de hemen her şeye sahip olan Sünni kitle tedirgin oldu.

Bu nedenle Alevilerin mümkünse tekrar geldikleri yerlere geri gönderilmesi, bu olmadığı takdirde ise mankurtlaştırılarak etkisizleştirilmeleri gündeme geldi.

Tüm karşı mekanizmalar derhal faliyete sokuldu. Bu hummalı çalışmanın meyveleri kısa zamanda alınmaya ve Aleviler içinde mankurt rolünü oynamak isteyenlerin oranı da hızla artmaya başladı.

Günümüzde, Aleviler arasında mankurtlaşma çeşitli şekillerde yaşanıyor, kimi Alevi tamamen mankurtlaşıp geçmişini unutarak içinden geldiği topluma topyekün savaş açarken; bazıları da hala toplumun içinde hatta önder Pozisyonlarında oldukları halde Alevi karşıtlarının menfaatlerine hizmet ederler. Bunların içinde anlı şanlı dedeler ve Alevi derneklerinin başkanları bile vardır.

Üçüncü kesimdeki bunlar Alevi toplumu içinde en büyük grubu oluşturur, geleneğe zaman içinde yabancılaştıkları, Sünni probağandanın aşırı etkisinde

kaldıkları, devletçileştikleri ve büyük ölçüde Alevi-Bektaşiye has duyarlılıklarını da yitirdiklerinden her şekilde kullanılmaya ve manipüle edilmeye hazır eğitimsiz halk yığınlarından oluşur.

Etrafına dikkatli bakan herkes Aleviler arasında her türden mankurta tesadüf etmekle güçlük çekmez. Zira Aleviler Türkiye’de en az yüzde 10 oranında bir kitleyi oluşturduğundan, üzerlerinden binbir çeşit oyun oynanmakta, itaatkar ve sürü bir topluluk olarak kalmaları, haklarını aramalarının engellemesi için sayısız dolap çevrilmektedir. Nitekim Alevilere karşı hazırlanan, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde uzun süredir uygulamaya sokulan planlar meyvelerini Batı ve Orta Anadolu Alevileri arasında bol bol veriyor. Buna en güzel örnek Kütahya Alevileri gösterilebilir. Bu ildeki Aleviler arasında artık devletin gönderdiği imam köyüne kasabasına bir hizmet olarak algılayanlara rastlandığı gibi, Sivas’ta yakılan kardeşlerine sevinenleri, Gazi Mahallesi’nde öldürülenlerin yanında değil de polis ve devletin yanında saf tutanları görmek çok zor değil.

 

MHP’li Aleviler

 

Asıl tehlikeli olan ise bu bölge Alevileri arasında yaşanan milliyetçileşme veya bir çeşit faşisleşme eğilimi. Gerçi milliyetcilik sadece Batı Anadolu Alevileri ile sınırlı değil. Zira Amasya’da MHP’li bir Alevi yine Alevilerin oylarıyla belediye başkanı seçilebildi. Ama asıl vahim olanı, Batı Anadolu Alevilerinin Doğu Alevileri ile arasına ağır ağır duvarları gittikçe kalınlaşan bir sınır çekmeye başlaması....

Bunu batıdaki kentlerden hangisine gidilse görebilmek mümkün. Zira bazı Aleviler

Tunçeli, Sivas, Maraş, Malatya, Erzincan Alevilerini kendinden saymamakta, onların önemli bir bölümünü Kürt olması nedeniyle dışlamakta ve artık kendi kimlik tanımı içinde onlara yer vermemektedir. Ben, batı kentlerinde ve Almanya’da Doğulu Alevilerin ve bunların İstambul ve Ankara gibi metropollerde yaşayanlarının, “Onlar bizden değil. Namaz kılmıyor, oruç tutmuyorlar. İçki içiyorlar ve gusül aptesti almıyorla. PKK, DHKP-C gibi bölücü (!) örgütleri destekliyorlar. Sadece nefes söylemekle, Alevi olunmaz” denilerek aşağılandıklarını bazı Alevilerin ağzında defalarca duydum. Burada Aleviligin temel felsefi direklerinden biri olan “72 millete aynı gözle bakmak” ilkesinin unutulduğu açıkça anlaşılıyor.

 

Hitler’in Yahudi Ayırımı

 

Ayrıca batılı Aleviler arasında dikkatimi Çeken bir diğer nokta da, aşırı devletçi olmaları ve devlet deyince akan suların durması... Müzmin bir devlet fetişimi ve tapıcılığı var. Genelde devletle hükümeti karıştırıyorlar ve devletten ne gelirse kubul etmeye hazır görünüyorlar. Devlet ne yaparsa iyidir gibi bir anlayış geliştirmişler. Sanki devlet ve hükümet Cumhuriyet’in ilk yıllarında gibi Sünnilere ve Alevilere eşit mesafedeymiş gibi. Bu korkudan mı yoksa sevgiden mi kaynaklanıyor tam tespit edebilmiş değilim. Belki yıllar içinde dozu gittikçe artan asimilasyon politikalarının bir sonucudur bu.

Böylesine yanlış bir devlet algılaması nedeniyle devletin Alevilere karşı yanlış ve çarpık uygulamalarını dile ğetirenler de , öne sürdüğü fikirler üzerinde hiç düşünülmeksizin hemen bölücü ve devlet düşmanı olarak damgalanıyor. Sanırım bu da Batı Anadoluda en büyük Problemlerden birisi.

Halbuki farklı kökenlerine ve bölge bölge değişen uygulamalarına karşın Aleviler ğenelde bir bütün . Hemde öyle bir bütün ki, Aleviler kendi aralarında ne kadar bölünürse bölünsün bir Alevi ister Kürt ister Türk kökenli olsun, Sünnilerin çoğunluğu ve Alevilere karşı olan güç odakları tarafından bir vücut olarak görülüyor, Yani bir Aleviye kızan veya onun hakkında kötü söz söylemek isteyen bir kişi, Aleviler arasında ayrım yapmıyor. Hedef aldımı hepsini alıyor.

Aynı 1980 öncesi Maraş, Çorum ve Malatya’da; daha yakın zamanda Sivas ve İstambul Gazi Mahallesi’nde yaşananlar gibi. Burada Alevilere can kırımı uygulayanlar, kurşun sıkarken hiç Türk ,Kürt; doğulu batılı diye ayırmadı.

Ölenlerin içinde belki Sünnilerle iyi ilişki içinde olan hatta camiye giden ve Ramazan’da Oruç tutanlar vardı. Ama sıra Alevileri öldürmeye geldiğinde bunların hiç biri sonucu değiştirmediği gibi, kimse aralarındaki farkları dikkate bile almadı. Hitler döneminde Almanya’da da böyle olmuştu. Bir çok Yahudi yüzyıllarca önce Hıristiyan olduğu ve Almanlaştığı halde , kökenleri didik didik edilmiş ve yahudi oldukları anlaşılınca yakılmak üzere toplama kamplarına gönderilmekten kurtulamamıştı.

Bu da gösteriyor ki Alevi kimliğini terk ederek egemen Sünni çevrelere ve devlete yaranabilmek mümkün değil. Çünkü Batı Anadoluda’da bir çok Alevi köyünde olduğu gibi Sünni köylerde bile bulunmayan görkemde Camiler yapmakla, şu anda büyük oranda Sünni anlayışın eğemen olduğu bir devlete ve önyargıların esaretinden henüz tam olarak kurtulamamış Sünni kitleye yaranmak mümkün görünmüyor. Bir Alevi olarak Sünnilerden daha çok namaz kılmak, oruç tukmak, kraldan çok kralcı kesilmek ve yaranmak için kendi ğeçmişine beş vakit küfretmek akıl karı olamaz. Zira mevcut Sünni egemen toplum ve devlet; kendilerine ne kadar yaklaşırsa yaklışsınlar Alevileri kabullenmeye, icine almaya ve hiçbir şeyi paylaşmaya yanaşmıyor. Tarihi önyargılar, mevcut güç ve menfaat ilişkileri buna engel. Bu nedenle Alevilere,

birlik ve bütünlüğü aralarındaki tüm ekonomik, bölgesel, toplumsal ve kültürel farklılıklara rağmen korumak dışında başka bir yol kalmıyor. Zaten Aleviye karşı yapılan her plan, onun birlik ve bütünlüğü parçalamak ve ufak lokmalara ayırarak yutmalarını daha da kolaylaştırmayı hedefliyor.

Tam bu nedenlerden dolayı kimliksizleştirme, kitle olarak anlamını yitirme ve yutulmaya karşı Alevilerin önünde birlik ve bütünlük içinde olmak, bir ve iri olmak dışında seçenek kalmıyor.

 

Gönüllü Mankurtlaşanlar

 

Eğer bu yol tutulmaz ve Aleviler sudan sebeplerle amip gibi sürekli bölünürlerse,

egemen güçlerin zafer şarkıları söylemeye başlamasının zamanı gelip çatmıştır. demektir. Bu gerçekliğinde de Türkiye’deki Alevilerin kelle sayısının 15 veya 25 milyon olması hiç bir şeyi değiştirmeyecek, sayıların artık bir anlam ve önemi kalmayaçak. Çükü Çoban tek , sürü binlerce ama orada sürünün degil çobanın sözü geçiyor!

Sonsöz: Gönüllü mankurtlaşanlar ne kendilerini ne de ait oldukları topluluğu kurtara bilirler.

 

Kızılbaş Dergisi Ocak 2011 / sayı 01 yayınlanmıştır