baytar nuri’nin örtülü itirafları

baytar nuri’nin örtülü itirafları

sait çiya

Bizim gençligimizde Dersim´le ilgili yazılı kaynaklar yoktu. El altından kopyası dağıtılan Baytar Nuri´nin Kürdistan Tarihinde Dersim kitabı tek yazılı kaynaktı. Kitaplarda yazılanların çok önemli görüldüğü bir dönemde, bu kitapta yazılanlar tek doğru olarak görüldü. Gerçi Baytar Nuri´nin söyledikleri halkımızın anlatımları ile uyuşmuyordu. Yaşlılarımız yazılanlara katılmıyordu. Biz yine de kitapta yazıyorsa doğrudur anlayışındaydık.

 

Yanılmıyorsam, Baytar Nuri´nin yaz dıklarına ilk eleştiriyi Mustafa Düzgün ve Seyfi Cengiz yaptı. Dersim ile ilgili belge ve bilgiler çoğalınca Baytar´ın dediklerinin doğruluğu tartışılmaya başlandı.

Baytar Nuri´nin Hatıratım diye başka bir kitabı da var. Bu iki kitap birbirini tamamlıyor.

Dersim´i biraz bilen, dilini-kültürünü tanıyanlara bu iki kitabı yeniden okumalarını öneririm.

Ben yeniden okudum.

Baytar Nuri bir nevi itirafname yazmış. Ama itiraflarını perdelemiş. Durumunu kurtarmak için hayali senaryolar icat etmiş.

Kendisi yazıyor, Suriye´ye çıkana kadar devlet hizmetinde çalışmış. Hep özel emirlerle kurtarılmış. Kendisine payeler verilmiş. Her gittiği yerde çiftlikler hediye edilmiş. Devlet adına Dersimlilere elçi olarak gönderilmiş. Dersim aşiretlerini devletle barıştırmak istemiş.

Sadece devletle değil, zamanın Kürt örgütleriyle de ilişkisini koparmamış. Çok taraflı birisi. İki elinde üç boncuk saklamış.

Birisini devlete, birisini Kürtlere, birisini de Dersimlilere gösteriyormuş.

 

Babasının Yolunda

 

Baytar Nuri´nin babasının devletle arası iyidir. Dersimlilere Türkçe öğretmekle görevlidir. Ayrıca Mılla´lık yapmaktadır. Birinci görevi Türkçe öğretmektir. İkinci görevi, eski yazıyı bildiğinden ölümlerde Kuran okumaktır. Baytar´a göre, „Dersim genel aşiretleri arasında sülalemize mensup şahsiyetlerden başka katiyen hiç bir okur-yazar tahsil sahibi kimseye maalesef tesadüf edilmemiştir“ (Hatıratım, sf. 18) Anlaşılıyor ki aile olarak devletle bağları vardır. Babası Dersim valisi Kemahlı Sağıroğlu Sabit´e methiye şiirleri yazmış, hediye olarak da oğlu yatılı mektebe kaydedilmiştir. (Hatıratım, sf. 26).

Elazığ´daki mektebi bitirince İstan-bul´a gider. Baytarlık mektebine girer. Yazdıklarına inanılırsa bu yıllarda Kürt örgütlerine katılır. Hatta hedef haline gelir. Gözden kaybolur. Dersim aşiretleri haberdar olurlar, Babıaliye şiddetli protestolar gönderirler. Osmanlı idaresi de takibattan vazgeçer. (Hatıratım, sf. 35)

Aynı yıl Dersim´e ailesinin yanına gelir. Nedense Hozat´ta mutasarrıf olan Kemahlı Sağırzade Sabit Bey´in övgülerine mazhar olur. (age, sf. 35)

Enteresan, hem Osmalı ile Dersimi karşı karşıya getirecek kadar önemli birisi, hem de nedense Dersim´e gelince Vali bağrına basıyor.

İnsanın içinden bu ne sevgi demesi geliyor.

 

Baytar Nuri Orduya Katılıyor

 

Baytar Nuri 1. Dünya Savaşı sürecinde ordu hizmetine girer. Üç ay sonra 4. Ordu menzil müfettişliği nokta baytarlığına zabit vekili rütbesiyle tayin olur ve merkez memuru olur(age, sf.79)

Bugünki dile çevirirsek, subaylık rütbesine kavuşmuştur. Ayrıca merkez memurudur. Merkez memuru ne anlama geliyor belli değil. Muhtemelen istihbarat görevlilerine böyle diyorlar. Bu görevini çok iyi yapıyor. „erkánı harp binbaşısı Ali Rıza Beyin son derece hüsnü teveccühüne mazhar oluyor.“ (age, sf. 79) Kendisine taktirnameler veriliyor. Güya aynı zamanda da Kürtleri uyandırmakla çalışıyormuş. Takip ediliyormuş. (age, sf. 80)

Baytar´ın kendisi ile ilgili yalanları bir yana, devlet hizmetini ödülsüz bırakmıyor.

Birinci dünya savaşı yıllarıdır. Osmanlının işi zor. Ermeni örgütlenmeleri güçleniyor. Rus ordusunun işgal tehlikesi var.

Hep söylenir, Osmanlı´da oyun çoktur. Dersimliler bölgede önemli bir güç. Hem aşiret kuvvetleri olarak dikkate değer güçleri var. Hem de coğrafik olarak Ermeni-Kürt-Türk çelişkisinin merkezindeler. Osmanlı, Dersim´i yanına almaya çalışır. Aslında Dersim´i Rusların önüne sürmek ister. Zaten biliniyor. Henüz Rus Ordusu Erzincan´a gelmeden Osmanlı Ordusu Sivas-Malatya hattına geri çekildi. Bu süreçte Dersim´in ağırlığı artıyor. Osmanlı Dersim´le barışık değil.

Dersim´in alevi kimliği de dikkate alınarak Bektaşi Çelebi Cemalettin Efendi Dersim´e gönderilir. Kahramanımız burada da devreye girer, „ordu emriyle Çelebi Cemalettin Efendi´ye müşavir“olur. (age, sf. 84) Çelebi Efendi başarılı olamaz. Dersimliler Osmanlının elçisine güvenmezler. Yerine adamı Baytar Nuri kalır. Fahri Yüzbaşı rütbesiyle Dersim´e gider. Emrinde 65 kişilik askeri müfreze vardır. Kısaca görevi şudur: „ aşiretlere nasihatta bulunmak, askeri güçlere saldırıyı önlemek.“ (sf. 85) Baytar da başarılı olmaz. Kendi deyimiyle, „Dersimliler bildiklerinden şaşmıyorlardı.“(sf. 85)

 

Dersimliler Baytar´ı Tutuklarlar

 

Görevini kendisi yazıyor.

Baytar Osmanlının 2. Ordu kumandanı Vehip Paşa´nın huzuruna çıkar. Vehip Paşa kendisine görevini açıklar.

Okuyalım: „ Çelebi Efendi´nin onayı gereğince Dersim´de asayişin sağlanması ve aşiretlerin hükümet merkezlerine saldırı ve işgallerini önlemek ve savaş sonunda Kürtlerin milli isteklerinin yerine getirilmesinin sağlanması için ordu adına kesin söz verdiğini bildirdi. Bu sözlerine ilavetende, ´aşiret reislerine örtülü ödenekten verilmesi uygun görülen paranın dağıtımı için idari yetki ile Dersim´e gitmem gerektiğini bildirmişti„ (Kürdistan Tarihinde Dersim, sf, 75)

Baytar devletin güvendiği birisi. Örtülü ödeneğin Dersim´deki idari temsilcisi. Öyle her devlet memuruna bu işleri vermezler. Baytar, derin devlet, çekirdek devlet denilen kuruma bağlı olarak çalışıyor.

Baytar Nuri´nin devlet adına elçiliği istediği gibi gitmez. Koçan kuvvetleri onu tutuklarlar. Baytar´ı okumaya devam edelim.

„… Hozat merkezine gitmek üzere Ulukale bölgesine yetişdiğimde Koçan aşireti tarafından abluka edilmiştim, tabi teslim oldum. Aşiret reislerinden Hüseyin Ağa, bizi teslim alarak, Dersim´e ne amaçla geldiğimi ve nereye gideceğimi bildiğini bildirdikten sonra, beni şahsen tanımasına ve hatta aramızda kivrelik denilen ananevi bağ mevcut bulunmasına rağmen bizi silahsızlandıracağını ve milyonlara varan paraların yanımızda mevcut bulunduğunu bildiği halde buna el dokundurmayacağını sözlerine ekledi.“ (KTD, sf. 75-76)

Koçanlılar silahları aldıktan sonra serbest bırakırlar. Baytar eski şefi Vali Sabit´ın yanına gider. Örtülü ödeneğin parasını dağıtmakla ilgilenir. Dersimlilerle askeri kuvvetler ve milis aşiretleri arasında Hozat çevresinde çatışmalar olur. Baytar, bunu „çapulculuk“ olarak adlandırır. Dersimliler Baytar´ı yeniden tutuklamak isterler. „ Gönderdiğim haberlere karşılık olarak Hozat´dan çıkmam gerektiğini, aksi taktirde Hozat´ı savunan aşiretlerle birlikte benim de katliama maruz kalacağım bildiriliyordu. Bu konuda beni kandırmak için, savaş cephesinde bulunan babam, özel olarak bizzat Hozat merkezine gelmişti.“ (KTD, sf. 76)

Ama Baytar uyanıktır. Babasına da kanmaz. Başına gelecekleri bilir.

Bir süre daha Dersim´de ordu karargahında kalır. Aşiret reislerini Türk ordusunun planlarına ortak etmek ister. Söylediğine göre Kurmay Başkanı İsmet Bey´i( İnönü) de ziyaret ederler. Dersimlilere hediyeler dağıtılır. Aşiret temsilcileri hediyeleri red ederler. Sadece silahları alırlar. (KTD, sf. 77-78)

 

Baytar amacına ulaşamamıştır. Yeni görevine atanır.

Baytar, Ermeni Jenosidini Türkler Lehine İnkar Ediyor

 

Baytar, Ermeni soykırımı ile ilgili de birbirini tutmaz açıklamalarda bulunuyor. Bazen Ermeniler katledildi diyor. Öteki söyledikleri bunu yalanlıyor.

Baytar´a inanacak olursak, Ermeniler Kürtleri jenosidden geçirmişler. Ṣahidi de patronu İttihat- Terakki şeflerinden Cemal Paşa:

„Kürt kahramanları Sarıkamış cephesine kadar yürüyerek Ermenilerin tecavüzlerini uzaklaştırmaya muvaffak olmuşlardı. İstanbul´da Kürdistan Teali Cemiyeti´nden almıs oldukları direktif dairesinde öz vatanları üzerinde Kürt kahramanı Cibranlı Miralay Halit Bey olduğu halde Kürt ve Kürdistan teşkilatı yapmağa başlamışlardı. Gerek bizzat gördüğüm ve gerekse bazı Kürt zabiti vasıtasıyla yaptığım tetkikat neticesinde ve gerekse bazı Türk erkánı harbiye dairelerinin dosyalarına vukufum ve aldığım malumat üzerine ve hassaten Cemal Paşa´nın hatıratında açıklanan yazı ve istatistikler mucibince harbin başlangıcı olan 1914 senesinden 1919 senesi sonuna kadar Kürdistan´da vaki olan zaiyet, büyük çoğunluğu Kürtlerden olmak üzere 1,5 milyonu mutecavizdir ki bu zaiyatın ekserisinin Ermeniler tarafından bilfiil gerçekleştirilmış olan cinayetlerden ve katliamlardan ileri geldiği kati surette tahakkuk etmişti.“ (Hatıratım, sf.53)

 

Sıkıcı da olsa tekrarlıyalım.

 

Baytar, Erkanı Harp Dairelerine vakıftır. Bu dairenin bugünkü adı Genel Kurmay Başkanlığıdır.

Cemal Paşa´nın istatistikleri Baytar´ın kanıtıdır. Cemal, Talat, Enver Paşalar Ermeni Jenosidinin planlayıcısı ve uygulayıcılarıdırlar.

Ermeniler 1,5 milyon Kürdü katletmiştir. Demek istediği Ermeni jenosidi yoktur.

Hamidiye Alaylarının yaptığını da kahramanlık olarak göstermektedir.

Öteki kitabında ise bunun aksine, „… öteden beri Türklere kulluk eden bir takım soysuzların, Güney Kürdistan Kürtlerinden oluşturmuş oldukları Hamidiye Alayları, hala Türk kandırmalarına kapılmaya devam ederek ve Kürtlüğün milli menfaatlerine aykırı olarak, kardeş Ermeni gönüllü teşkilatlarına ve Rus Ordularına karşı intihar savaşlarına devam etmişlerdi.“ diye yazıyor (Kürdistan Tarihinde Dersim, sf. 81)

Baytar bunu hep yapıyor. Bir yerde dediğini, daha sonra unutuyor. Ufak bir kurnazlık da yapmış. Hamidiye Alaylarının tamamına yakını Küzey Kürtlerinden oluşturulmuştu. Baytar suçu Güney Kürtlerine atarak, arkadaşlarını korumak istemiş.

 

Cezaevinden Çiftliğe

 

Baytar değişik tutuklanmalardan bahsediyor. İstanbul´da, Sivas´da tutuklandığını söylüyor. Hep bir kurtarıcısı oluyor. Her ne kadar Dersimlilerin onu kurtarmak için harekete geçtiğini söylüyorsa da, inandırıcı olamıyor. „Dersim aşiretleri ve Dersim valisi tarafından“ (KTD, sf. 82) yapılan protestolar sonucu serbest bırakıldığını söylüyor.

Vali ve Dersimlilerin aynı anda Baytar´ın serbest bırakılmasını istemeleri mantıklı değil. Baytar, Dersim Valisi Sağıroğlu Sabit´in adamıdır. Kefil olmuştur. Bıraktırmıştır. Durumu açığa çıkmasın diye Valinin yanına Dersimlileri de yazıyor.

Yeniden tutuklanıyor. Güya Dersimliler harekete geçiyor. Demekki Vali ilgilenmemiş. Bu sefer şifre ile Mustafa Kemal devreye giriyor. „Mustafa Kemal Paşa bir şifre ile tahliyemi Sivas Valisi Reşit Paşa´dan talep etti. Hemen tahliye edildim.” (Hatıratım, sf. 109)

Vali, küçük bir ricada da bulunmuş. “… Dersimlilere nasihat vererek Ankara Hükümet´ine sadık kalmalarının teminine çalışmamı rica etti.“ (KTD, sf.94)

Ricasına karşılık olarak bir de çiftlik hediye ediyor. (KTD, sf. 94)

Anlattıklarına bakılırsa Teşkilat-ı Mahsusa takip ediyor. Hakkında raporlar var. İstanbul´dan Dersim´e kadar hep Kürdistan için çalışmış. Başı ağrısa Dersimliler işini-gücünü bırakıp onu kurtarmak için adeta hükümete savaş açıyorlarmış. Çok önemli bir lidermiş.

Ama nedense sürekli taktirnameler alıyor. Hatta Mustafa Kemal kendisine milletvekilliğini öneriyor. (Hatıratım, sf. 106) Milletvekilliğini almıyor, çiftliğin başına geçiyor.

Bu, hizmetlerinin karşılığında aldı ğı birinci çiftliktir.

 

Hamidiye Alayları Dersim´de

 

Baytar, Cibranlı Halit komutasındaki Hamidiye Alayının Pulur´a gönderilmesini de yazıyor. (KTD, sf.84) „Dersimliler, gerek alay kumandanın şahsına ve gerekse fertlerine karşı iyi karşılama gösterdiler ve hiç bir olay çıkmaksızın, alaya karşı gelmeksizin Ovacık´a geldiler.“

Baytar´ın Ovacık dediği Pulur, Hamidiye´ye yabancı değildir. 34. ve 36 Hamidiye Alayları 1908´de Neşet Paşa Hareketi olarak adlandırılan saldırıda da yer aldılar. (Jandarma Umum Komutanlığı Dersim, sf. 151) Derȇ Semku denilen vadide şiddetli çatışmalar yaşandı. İki tarafda kayıplar verdi. Ama Hamidiye fazla ilerleyemedi. Hamidiye Alaylarının Dersim´deki ismi Eskerȇ Kulıkini´dir. Kalleşlikleri ve gaddarlıkları ile anılırlar.

1919´da Hamidiye içeriye yönelmedi. Savaş yıllarında ve sonrasında yıkılan Osmanlı idaresini Pulur´da yeniden kurdu. Bir dönem Pulur´da kaldılar. Türk idaresi kurulunca, yerini Osmanlı askeri kuvvetlerine bırakarak geri çağrıldılar. Dersimlilerin, Hamidiyeyi „iyi karşıladığını“ söylemek dahi Baytar´ın Dersim gerçeğinden ne kadar uzak olduğun gösteriyor.

 

Baytar Dersim´e Sığınıyor

 

Koçgiri Direnişi yenilince, Koçgiriler İç Dersim´e sığınıyorlar.

Baytar da gelenlerin içinde.

Ama, O kendini Dersim´de yabancı hissediyor. Dersimliler onu sevmiyor.

„Gerek pederimin ve gerekse büyük ceddimin Molla Mehmet Ali Efendi ve amcamın Dersim aşiret reislerinin ahfad ve evladının çocuklarının tahsil ve ilim-irfanına hayatlarını vakf etmişlerse de umumi noktayı nazardan aşiretler arasında bu şahsiyetlere laik oldukları derecede ehemmiyet, itibar ve takdiri göstermiyorlardı. Aralarında hoca (mulla) tabiri maalesef adeta tahkir konusu oluyor ve hatta kıymetsiz bir şey gibi telakki ediliyordu. Bittabi ben de aynı hoca, mulla ahfadının bir evladı idim. (Hatıratım, sf. 120)

Doğrusu Dersimliler ne kadir-kıymet bilmez insanlarmış.

Soyu-sopu Dersim´i aydınlatmak için çalışmış, kendisi o kadar ayaklanmayı yönetmiş, Dersim´i temsil etmiş, boynunda idam cezası var, kendisine itibar etmiyorlar.

Bu işin bir hikmeti olmalı.

Adam hem Seyit Rıza´yı temsil ediyor, Dersimliler onun için gecesini-gündüzüne katıp Ankara´ya-İstanbul´a protesto telgrafları çekiyorlarmış, hem de kendisini, “adamdan geri, bilmem hangi sınıfa dahil” ediyorlar. (Hatıratım, sf. 122)

Baytar şöyle meşhurdum, herşeyin planlayıcısıydım övünmeleri arasında, zaman zaman kalemine hakim olamıyor, Dersimlilerin O´nun hakkındaki hükmünü de itiraf ediyor.

Baytar, Seyit Kemalu aşireti nezdinde bulunan Dersim aşiretlerinin Seceresi´ni görüp-okumak ister. Göstermezler. Kitabında bundan şikayetçidir. Dersim Soykırımında Secere´yi Nazmi Sevgen gasp eder. Baytar´ın kitabını yayınlayan Mehmet Bayrak´ın yorumu da ilginç.

“Ṣecere´yi N. Dersimi´ye açmayan anlayış, Dersim katliamına bizzat katılan Jnd. Albay Nazmi Sevgen´e vermek zorunda kalıyor” (Hatıratım, sf. 138)

 

M. Bayrak hangi anlayışı eleştiriyor?

 

Dersimliler güvenmedikleri bir kişiye, kendilerince kutsal sayılan belgeleri neden göstersinler?

O´nu kendilerinden görmüyorlar.

Nazmi Sevgen´e gelince, kimse O´na bir şey vermedi. Soykırım sürecinin sonucudur. Topraklarımız işgal edildi, katledildik, maddi-manevi olarak talan edildik.

İşgalciler bize ait ne varsa gasp ettiler.

M. Bayrak ne demek istiyor, yoksa, bakın ne hale düştünüz, diye halkımızla alay mı ediyor, pek belli değil.

 

Baytar Yuvaya Dönüyor

 

Ṣıx Sait önderliğindeki Zaza Direnişi yenilmistir. Dersim, Direnişten doğrudan etkilenmese de direnişle ilgilidir. Direnişi desteklediği gerekçesi ile Hesen Xeyri idam edilmiştir. Bazı Dersim aşiretleri Direnişe karşı çıkmışlarsa da, Dersim, Direnişe katılmadığı gibi karşı da çıkmamıştır. Hatta Koçan kuvvetleri dolaylı destek vermiştir. Ağrı bölgesinde Kürt Direnişi filizlenmektedir. Kemalist rejimin zamana ihtiyacı vardır. Dersim´e topyekun saldırı için uygun zamanı beklemekteler.

Bu arada Dersim aşiretlerini oyalamak, bazılarını yanına almak, aşiretleri birbirine kışkırtmakla meşguller.

Bu amacla Diyarbakır valisi Ali Cemal, Elazığ valisi Rıza, askeriyeden İzzettin Paşa Dersim´e gelirler. Vali Ali Cemal, Atatürk´ün emriyle geldiğini söylemektedir. Xozat´ta görüşmeler olur. Vali Ali Cemal, „.. benim dahi (Baytar) Dersim´den çıkarak Elazığ´da oturmamın yetkililerce gerek görüldüğünü ve hiç bir sorgu ve sorumluluğa uğratılmayacağımı ve yakın zamanda bu duruma dair özel bir karar dahi çıkarmaya söz verdiğini sözlerine ekledi.“ (KTD, sf.129)

Çaresizdir, yetkililerce gerek görülmüşse, ne yapsın. Memurdur. Amirlerine karşı mı çıksın.

Ama, O, işi kılıfına uydurmak istiyor, „Seyit Rıza, Alişer ve ben, Dersim´den çıkmam konusundaki teklifi aramızda görüştük ve neticede; Seyit Rıza Elazığ´a gelemeyerek sürekli olarak Dersim´de kalacağından, benim hayatımın Elazığ´da güvenli kalacağı kanısına vararak Elazığ´a gitmeme karar verdik.“ (KTD, sf,129)

 

İnsan ne diyeceğini saşırıyor.

 

Baytar´ın hayatı Dersim´de güvende değil, Elazığ´da güvende. Doğrudur, kişi nereye aitse, orda kendini güvende hisseder.

Gerçekte Koçgiri´den kurtulanların Dersim´de kalmaları Kemalist rejim açısından hep sorundur. Ama Dersim baht ülkesidir. Dersim´e sığınan geri verilmez. Hayatı garanti altındadır. Baytar sığınmamış, gönderilmiştir. Zamanı gelince de geri çağılmıştır.

Baytar Elazığ´a gelir. Vali kendisini misafir eder. Holvenk manastırı da kendisine tapulanır. (KTD, sf. 129)

Bu kazandığı ikinci çiftliktir.

Bu çiftlik meselesi çok ilginc. Ṣıx Sait Direnisi´nde de içerden işbirliği yapan Binbaşı Kasım aynı şekilde ödüllendirilmişti. Baytar´ın konuya ilişkin yorumu şöyle. „Ṣeyh Sait ve 47 savaşçı aşiret reisleri de Diyarbakır´da 4 Eylül 1925´te idam edilmişlerdir. Yalnız Cibranlı soysuz ve hain binbaşı Kasım serbest bırakılmış ve ihanetine mükafat olarak kendisine Anadolu´da toprak verilmiştir.“ (KTD, sf.124)

Binbaşı Kasım ihanet ettiği için, Baytar da savaştığı için ödüllendirilmiş.

Ali Cemal´in „gizli ödenek parasından yüklü harcamada bulunmasın“ı analatır. Kendisinin çiftlik dışında ne aldığını yazmaz.

Hani Koçgiri direnişini yönetmişti. Kürdistan bildirileri yazmıştı. Görüşmelerde temsilci olmuştu. Hakkında idam kararı vardı.

Doğrusu Kemalist rejim ne kadar kendini şaşırmış. Savaşlar yönetmiş, örgütler kurmuş, idam cezasına çarptırılmıs birisini baş tacı yapıyor.

Uzlaşmacı Hesen Xeyri´yi asıyor, savaşçı Baytar´ı ödüllendiriyor.

Baytar´ın bir eli yağda, bir eli baldadır. Vali, komutanalarla içki alemlerinde gününü gün etmektedir. Türklere başka bir hikaye, Dersimlilere başka bir hikaye, Kürtlere başka bir hikaye anlatmaktadır. Kendi deyimiyle, „ipte oynayan cambaz“dır. (KTD, sf.130)

 

Baytar yeni görevine hızlı başlar. İdamlık Baytar Ankara Yolunda

 

Efendilerine güven vermek için Dersim aşiretlerini Ankaraya´ya, Diyarbakır´a götürmeye çalışır.

İlk yolculuk Ankara´yadır. Dediğine bakılırsa, kervanı İbiş Zeki ayarlamıştır. Kendisinin rolü yoktur. Nedense Vali Cemal kendisini de heyete katmıştır. Ankaradakiler bu gözü pek savaşçıyı yakından tanımaya karar vermişlerdir.

Bazı aşiret ileri gelenlerini de yanına alıp Ankara yoluna düşerler. Bu heyetin bir adı da „saygı heyeti“dir. (KTD, sf. 138) Heryerde balolarla, ziyafetlerle karşılanırlar. Ankara´da Meclis Başkanı Kazım Paşa ile, İsmet Paşa ile görüşürler. Her ne kadar Seyit Rıza ve öteki liderlerin gelmemesi heyetin gücünü zayıflatıyorsa da, başta Baytar olmak üzere heyete, Gazi´nin ziyaretten duyduğu memnuniyeti iletirler. „Heyet Ankara´dan Dersim´e dönmüş, ben bir kısım arkadaşlar ve vali Cemal İstanbul´a gitmiştik.“ (KTD, sf, 131) Bu arada Ankara´da Türkçülük, İstanbul´da Kürtçülük yapar. Kadri ve Cemil Paşazadelerle gizlice görüşüp, „Dersimlilerin Ankara Hükümetiyle siyasetin gereği yaptıkları ilşkilerin gayesini açıkladım ve milli haklarımızın gerçekleşmesi için sonsuza kadar çalışacağımıza dair Dersimliler adına Genel Merkeze bildirilmek üzere bir yazılı belge imzalayarak kendisine verdim.“ (KTD, sf130-131)

 

Ancak Anakara´da hangi belgeyi imzaladığını söylemez.

Türk rejiminin merkezi ile görüştüğünde halá idama mahkumdur.

İdama mahkumdur, ama savaş kazanmış komutan gibi karşlanır.

Vali ve komutanlarla ortak geziler tertipler, özel görüşmeler yapar.

Burada bir parentez açalım. Celal Bayar, Atatürk, Dersim´de milisleri dahi isimleri ile tanırdı, derken haksız değildir.

 

Ankara´da Koçan´a Karşı Savaş Kararı Çıkar

 

Ankara ziyareti sonuçsuz kalmaz. Devlet Koçan´a saldırı kararı almıştır. ( Zazaca´da aşiretin adı Qocan ya ki Qocu´dur) Dersim´i parça parça yutmak niyetindedir. Ziyarete katılan bazı aşiretler milis olurlar. Kimisi tarafsız kalır. Koçan her yönden kuşatılır.

Dersim´e Batıdan saldırıldığında Koçan geçilmez kaledir. Genelkurmay, “Öteden beri Dersim´in yenik olmayan aşireti ve milli kahramanları adını taşıyan Koçuşağı” diyerek bunu kabullenmiştir. (Genel Kurmay belgelerinde Kürt İsyanları cilt. 1, sf. 259)

O günkü koşullarda Kemalistlerin Koçan´ı tek başına yenmeleri zordur. Ya da büyük kuvvetlere ihtiyac vardır. Ağrı´da Kürt Direnişi başlamıştır. Bunun için askeri kuvvetlerin yanında yerli milislere de ihtiyac duyarlar. Çemişgezeg´in Kürt ve Türk köylerinden milisler toplarlar. Bunlar yetmez, Koçan´la çelişkisi olan bazı aşiretleri de işbirliğine katarlar. İşbirliği yapan aşiret reisleri Ankara heyetine de katılmışlardı. Milislik yapan aşiretler kendilerine Baytar´ı komutan seçerler.

Alişer ve Baytar Karşı Cephelerde

Alişer ve gurubu Koçgiri´den sonra uzun dönem Koçan bölgesinde kalmışlardır. Daha sonra Alişer arkadaşları ile birlikte Seyit Rıza´nın yanına gitmiştir.

Anılarında, kendisini her vesile ile Alişer ile ilişkilendirmek isteyen Baytar, 1926´da Alişer´in de içinde olduğu Koçanlılara karşı savaşmıştır.

Vali Cemal, Baytar´ı da yanına alıp Pulur´a gelir. Munzur gözelerinde aşiretlere Koçan´a karşı savaş için yemin ettirmek ister. Bazı aşiretler işbirliğine yanaşmazlar. Gönülsüzdürler. 24 saatlik zaman isterler. Sonunda bazıları milisliği kabul eder.

Baytrar´ı dinleyelim:

 

“… Vali Cemal benim kendisinden ayrılmama fırsat vermiyordu ve ben de şüpheye meydan vermemek için kendisinden ayrılamıyordum.

Kürtler (Dersimlileri kastediyor-benim notum), Koçan aşireti cezalandırıldıktan sonra, diğer aşiretlerin de birer bahane ile aynı sonuca getirileceklerini tamamen sezmişlerdi. Antlaşma için istenilen yirmi dört saatlik izinden gaye, bir red cevabı vermek için değil, Koçan aşiretine yardım için gereken araçları temin etmekti. Bu araçlar, istenilen müddet zarfında sağlandıktan sonra, Koçan aşiretinin cezalandırılması savaşına katılacaklarına dair vali Cemal´a uygunluk cevabı verilmişti. Bu cevapta şu şartlar ileri sürülmüştü:

Ovacıklıların tutacakları cepheye Türk askeri gönderilmemesi….

Ovacık cephe komutanlığının, benim sorumluluğuma verilmesi….

Ali Cemal….. ileri sürülen şartları kabul etti.” (KTD, sf. 133)

Baytar burada dolaylı da olsa askeri kimliğini açıklamaktadır.

Dersimlilere karşı Türkler adına cephe komutanı olduğunu söyler, ama yaptıkları konusunda ketum davranır.

Baytar, “Vali´nin tekliflerine karşı gelmemek planımız gereğinden idi” (KTD, sf. 132) diyerek Vali´nin teklifleri doğrultusunda çalıştığını da itiraf ediyor. Kim kendisine demiş, git Vali´nin emrinin altında çalış. Bu „planı“ kiminle yapmış. Vali´nin her emrini yerine getirmiş mi, ya da başka hangi emirler almış, bunları yazmaz. Aslında, bu itiraf çok taraflı çalıştığının da kabulüdür.

O´nun yardım-mardım hikayesi palavradır. 1926´da milisler eliyle Koçan köyleri yakıldı. Mallarına el konuldu. İnsanlar katledildi. Baytar´ın yer aldığı kuzey gurubu, güney´deki Kürt ve Türk milisleri kadar başarılı olamadılarsa da, zor anlarda, kuzey geçitlerini tutarak aşiretin hareketini sınırladılar. Koçanlıları çembere aldılar.

Genelkurmay belgelerinde Baytar´ın komutanlığını yaptığı kuzey milisleri hakkında bazı bilgiler var.

„ 11 Kasım günü, Erzincan müfrezesi ile emrine verilmiş bulunan Ovacık milisleri saat 12.00´de Bresor( doğrusu Barasor´dur-bn) gediği ile Deveboynunu herhangi bir direnme ile karşılaşmadan işgal ettiler. Saat 15.00´de Ovacık milisleri Yılan dağının en doğusundaki Zirveyi, 11. Alaydan iki makinalı tüfekle takviyeli bir bölük de, Yılan dağının kuzey ve doğusundaki tepeleri işgal ettiler. Bu suretle Üç tepelerle Karatepe arasında irtibat sağlanmış oldu. 10. ve 13. Alayların Kurudere ve uzanımını işgal etmesiyle, asiler dar bir sahaya sıkıştırılmış oluyordu.“ (Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları.Cilt.1, sf. 254)

Koçan saldırısı Eylül´de başladı, Aralık´a kadar devam etti. Koçanlılar kahramanca direndiler. Köyleri yakıldı, mallarına el konuldu, ama yenilmediler.

 

Genelkurmay´ın açıkladığı rakamlara bakalım.

 

„Koçusağı tedip harekátının başlangıcından bu yana, Kuzey Cephesi Birliklerinden (10., 13. Alaylar), bir subay, 31 er sehit, bir subay, 53 er yaralı verilmiş, ayrıca 10 er de kaybolmuş ve buna karşılık asilere bir hayli zayiat verdirilmiş ve 1084 küçük baş, 342 büyük baş hayvan ganimet alınmıştı.“ (adı geçen eser, sf.261)

Bu rakamlar da tümüyle doğru değil. Çatışmalarda milislerden de ölenler ve yaralananlar var. Genelkurmay, onları „kayıp“tan saymıyor. Koçanlılar ise ölülerini işgal kuvvetlerine vermediler.

Saldırının amaclarından birisi de ganimet elde etmekti. Bunu da itiraf ediyorlar.

Koçan işgal harekátını daha sonra Van´da 33 Kürt köylüsünü kurşuna dizmekle tanınan Mustafa Muğlalı ve Vali Ali Cemal yönetti. Baytar, siyasi olarak Vali´ye, askeri olarak Mustafa Muğlalı´ya bağlıydı..

Koçanlılar ise Qopo Usȇn, Nuro, Sȇtxan Ağa, Hemed Ağa, İbraimȇ Ebıli, Sıleman Ağa, Koçgiri Gurubunun başında da Alişer´le birlikte direndiler.

Baytar, Alişer´le karşı cephelerde savaştığını yazmaz.

 

Nuro Asılıyor

 

Baytar saldırıdan sonra Elazığ´a döner.

Koçan´a karşı askeri başarı elde edememişlerdir.

Eski yola, görüşme adı altında aşiret reislerine tuzak kurarlar.

Koçan´ın önderlerinden Qopo Usȇn´in abisi Nuro´yu görüşme tuzağına düşürüp tutuklarlar.

Elazığ´da mahkemesi yapılır.

Mahkeme´de Diyap Ağa´nın oğlu Veli Ağa Nuro´ya karşı şahitlik yapar. Burada ağıza alınmayacak hakaretlerde bulunur. Nuro 1927´de Elazığ´da asılır. (Bu tarih tam net değil. İdamın 1928´de olduğunu söyleyenler de var.)

Aynı yıl Veli Ağa Çemişgezek´de Qopo Usȇn kuvvetlerince öldürülür.

Veli Ağa 1926´da Baytar´la beraber Ankara giden Saygı Heyeti´nin içindeydi. Koçan´a saldırı başlayınca milislik yapan aşiretleri örgütlemede öne çıkmıştı.

Ankara ziyareti, Koçan saldırısı, bazı aşiretlerin milislik yapması, Baytar´ın milis kuvvetlerine komutan seçilmesi, Nuro´nun asılması birbirine bağlıdır..

Nedense, Baytar bunlardan bahsetmiyor. Hatırlamak istemiyor. Belki de, yazarsa kendi rolü de belli olur diye unutmak istiyor.

Baytar´ın Hatıratım´ına notlar düşen Mehmet Bayrak´da „olayı bilmiyor“.

Ankara kafilesinin toplu bir fotağrafı da kitapda var. M. Bayrak resimdekileri tanıtırken, Baytar için, „Seydan aşireti umumi mümessili Dr. Nuri Dersimi.“ (Hatıratım, 55 nolu dipnot, sf. 233) diyor.

Baytar´ın böyle bir sıfatı yok. Ankara kafilesine katıldığında idama mahkumdur. Ama çiftlikle ödüllendirilmiştir. Devlet memurudur. M. Bayrak biliyorsa, Baytar´ın „umumi mümessili“ diye gösterdigi Seydan aşiretini bize anlatmalıdır.

Qocu, Khewu, Khalu, Mexsudu, Arslanu aşiretlerinin de içinde olduğu bir gurub aşirete toplu olarak Seydan aşireti denilir. Bu, aşiretler arasındaki bağı, akrabalığı analatan geleneksel anlatıma dayandırılır. Baytar Nuri´nin bu aşiretlerle herhangi bir ilişkisi yoktur. Zaten Ankara dönüşü Koçan´a karşı savaşa katılmıştır. Devlet adına komutandır. Böyle birisi nasıl Koçan´ın da içinde olduğu aşiretlerin „umumi mümessili“ olabilir.

 

Baytar Elçiliğe Devam Ediyor

 

Dersim´e karşı hazırlıklar devam etmektedir.

Son saldırıyı yapmak için zamana ve örgütlenmeye ihtiyaçları var.

Umumi Müfettişlikler kurulmuştur. Umumi Müfettiş bir nevi sömürge valisidir. Dersim, Birinci Umum Müfettişlik bölgesine dahil edilmiştir.

Aşiretleri oyalayıp, Dersim´i içten parçalamanın yollarını arıyorlar. Aynı zamanda Dersim´i yakından tanımak için her alanda istihbarat çalışmalarına hız verdikleri anlaşılıyor.

Birinci Umum Müfettiş, Elazığ Valisi Ali Cemal´i Dersim´e gönderiyor. Seyit Rıza ile görüşmek istiyor. Seyit Rıza görüşmeyi kabul ediyor. Baytar da gidiyor. O, her ne kadar Seyit Rıza istedi diyorsa da, devlet görevlisidir, bir nevi „devlet temsilcisi“dir, görüşmelerde bulunması gerekiyor.(KTD, sf. 137)

Anlaşılan Seyit Rıza´yı kandıramıyorlar. 1929´da Umum Müfettiş İbrahim Tali, Baytar´ı Diyarbakır´a çağırıyor. Kendisine Özel İdare´den 570 Lira veriyorlar. O, bunu „bir alacağı“ı yapıyor. (KTD, sf. 138)

„Yola çıktım. Diyarbakır´a vardığımda İbrahim Tali´ye misafir edildim”. (age, sf. 138)

Önemli adamdır. Kendisini hep valiler, paşalar misafir ediyor. Umum Müfettiş kendisine Dersim hakkındaki istihbarat raporlarını okuyor. Boş yere okumuyor.

“Siz Dersim´in aydın şahsiyetlerinden birisi olduğunuzdan, sizi Dersim´e göndereceğim, orada bölgeniz halkı ile ilişki kurarak bu meseleler hakkında fikir ve amaçlarının ne olduğunu bana bildirmelerine aracılık etmenizi memleketinizin geleceği adına sizden beklerim dedi.

Bu teklifi kabul ettim ve İbrahim Tali´den ayrıldım.“ (age, sf. 139)

Artık Umum Müfettişin temsilcisidir. Aşiret reislerini Diyarbakır´a taşır. Hozat´dan Müfettişe telgraf çeker. Bazı aşiret reislerini de yanına alıp Müfettişin huzuruna çıkarlar. Heyet olarak müfettişle görüşürler. Baytar, aynı aksam Müfettişle tek başına görüşür. Baytar´ın anlattıklarına bakılırsa Seyit Rıza hakkında konuşurlar.

Ertesi gün veda ziyaretine giderler. (Ne büyük aşk, mutlaka ayrılırken Baytar´ın gözleri yaşarmıştır). Heyetteki her kişiye biner lira verilir. Seyit Rıza´ya da iki bin lira gönderilir. Kendisine ne kadar verildiğini yazmaz. (sf. 140)

 

Sivas Yollarında

 

Güya Baytar hakkında idam kararı vardır.

Nedense kimsenin aklına gelmemektedir. Gerçi, O´nu Elazığ´a çağıranlar, „hiç bir sorgu ve sorumluluğa uğratılmayacağı“ nı, „yakın zamanda bu duruma dair özel bir karar dahi çıkarmaya söz„ vermişlerdir. (KTD, sf. 129)

Sorgu-suale uğramaz, ama özel karar da çıkmamıştır.

Atına biner. Kimseye haber vermez. Sivas yollarına düşer.

„Sivas merkezinde idim, adlarını saklı bırakacağım Kürt aydınlarıyla görüşmeye başladım. Bu arada hakkımda gıyaben verilen karara itiraz ederek yüzüme karşı muhakemenin yapılmasını istedim. Aleyhimdeki gıyabi hükmün çıkmasından sonra, bir çok af kanunları çıkmış ve mesele zaman aşımına uğramış olduğundan dolayı, yüzyüze yargılama yapılmasına gerek görülmediğinden mahkemeden buna dair bir karar sureti aldım“ (KTD, sf. 148)

Ne güzel hikaye etmiş.

Acaba Alişer´in davası niye “zaman aşımına” uğramıyor?

Hangi „af kanunu“ çıkmış?

Hesen Xeyri niye asılıyor?

Nuro niye asılıyor?

İstiklal Mahkemeleri denilen ölüm mahkemelerinde insanlar Türkçe bilmiyor diye idam ediliyorlar.

Savaşlar yönetmiş Baytar Nuri´nin davası bir gecede zaman aşımına uğruyor.

Gerçekte ise O´nu Elazığ´a geri çağırdıklarında „özel bir karar“ çıkaracaklarına dair söz vermişlerdi. Sözünü tutmuşlar. Belki de bu kararı geciktirerek Baytar´ı istedikleri gibi çalıştırmışlardır.

Sivas´tan Elazığ´a dönerken yine tutuklanıyor. Yine bırakılıyor. Elazığ´a gönderiliyor. Güya savcılıkta sorgulanıyor. Bırakılmasına karar veriyorlar. Kendisinden dinleyelim:

„Genel Müfettişlik, Seyit Rıza´yı teskin etmek amacıyla savcılığa gönderdiği gizli bir emirle, işe kanuni bir merasim süsü vererek, sorumsuzluk kararıyla bırakılmamı emretmiş ve durum Dersimlilere dahi bildirilmişti.“ (KTD, sf. 155)

Baytar´ı hep gizli bir el koruyor. Önce tutukluyor, sonra serbest bırakıyor. Her vesileyle de Dersimlilere haber veriyor. Işe „kanuni bir süs“ vermeyi de unutmuyorlar. Amac, Baytar´ın durumunun açığa çıkmasını engelemek ve Dersimlileri şüphelendirmemektir.

 

Dersim Karışınca Baytar Ankara´ya Sığınıyor

 

„1932 yılı ortalarında Dersim´de yine kaynaşma başlamıştı. Her ihtimale karşı tedbirli bulunmak için Ankara´ya gitmek zorunluluğunu duydum.“ (KTD, sf. 157)

Baytar´ın dediklerine ne demeli, neresinden başlamalı.

Kendisini Seyit Rıza´nın temsilcisi, Dersim´in savunucusu ilan ediyor, Dersim´de kaynaşma olunca, Dersim´e değil, Anakara´ya gidiyor. Artık hakkındaki idam kararını da kaldırmışlardır. İyice göze girmek, güven vermek istiyor. Belki de Ankara yönetimine doğrudan rapor veriyor. Her ne kadar „vazifeye tayin“ için gittiğini söylüyorsa da inandırıcı olamıyor. Ankara yolculuğunun asıl gayesi „Dersim´deki kaynaşma“dır. Ankara´ya gitmişken, Ṣurayı Devlet´den aklanmasına dair yeniden karar çıkartıyor. Ṣurayı Devlet oy birliği ile, „zaman aşımına uğramıştı, „her nasılsa idam hükmü yüzüne karşı okunmamıştır“ gerekçesi ile „giyabi kararın ortadan kalktığı“ sonucuna varıyor. (KTD, sf. 158)

Baytar; emrine girdiği Kemalist rejimin kullandığı insanları da ortadan kaldırdığını biliyor. Bildiği için, büyük yerden, Anakara´dan güvence arıyor.

Baytar ın, Diyarbakır-Elazığ-Ankara arasında mekik dokuduğu yıllar, Kemalist rejimin Dersim´in ölüm fermanını verdiği yıllardır. Kemalist rejim son darbeyi vurmak için siyasi, idari, askeri hazırlıkları yapmaktadır.

Baytar yönünü Dersim´e değil, Ankara´ya çevirmiştir.

Zaten O, yıllar önce kendisi için „Dersim´de can güvenliği“ kalmadığı sonucuna varmıştı. (KTD, sf. 129) Belki de durumunun açığa çıkmasından korkmuştu.

 

Baytar Suriye´ye Çıkıyor

 

Dersim´e karşı topyekun saldırı başlamıştır.

Köyler bombalanıyor, yakılıyor. Dersim askeri abluka altındadır. Türk parlementosundan ölüm emri, „çıbanı kesin“ emri çıkmıştır.

Baytar, Elazığ´dadır.

Türk rejiminin ne yapacağını yakından biliyor. Anlattıklarından anlaşılıyor ki, O´nu kullananlar, kendisine güvenmemektedirler. Belkide 1926´da olduğu gibi doğrudan savaşa katmak istiyorlar.

Çareyi kaçmakta bulur.

“Milletin karşı kaldığı feci durumu dünya kamuoyuna bildirmek gerekiyordu. Bu nedenle, bu ödevi üzerime almayı kendime bir borç bildim ve 11 Eylül 1937´de Türkiye sınırlarından dışarı çıktım” (KTD, sf. 194)

Karar kendisine aitdir. Başka bir yerde de, Seyit Rıza´nın kendisine „her ihtimale karşı Türkiye dışına çıkmasını“ söylediğini yazıyor. (KTD, sf. 177)

Baytar 11 Eylül 1937´de Suriye´ye çıkıyor.

1937 yazında Sahan Ağa Türk idaresi tarafından satın alınmış milisler eliyle öldürülüyor.

Alişer ve Zarife katlediliyorlar.

Usenȇ Seydi, Cıbrail Ağa, Fındık Ağa´nın da içinde olduğu çok sayıda Dersim lideri Elazığ´da esirdirler.

Seyit Rıza görüşme tuzağına düşürülerek 10 Eylül´de Erzincan´da tutuklanıyor.

 

Türk İstihbaratıyla İlişkisi Devam Ediyor

 

Suriye´ye çıktıktan sonra da Türk istihbarati ile ilişkisini koparmıyor.

Baytar Nuri Suriye´den Ürdün´e geçiyor. Ürdün´de Türk konsolosu Celal Karasapan kendisiyle ilişkiye geçiyor. Türkiye´ye dönmesini ve Kütahya´ya yerleşmesini öneriyor. Anlaşılan, Baytar artık Türklere güvenmiyor. Yine de durumu idare ediyor. Hatta kendisini Kütahya´ya çağırdıkları için teşekkürlerini iletiyor. Yıl 1939´dur.

Türk Başkonsolosu, „ama bundan sonra dış devletlerle ve özellikle Ermeni Taşnaklarla ilişki kurma“ diyerek öğütte bulunuyor. (Hatıratım, sf. 200-204)

Baytar, bu görüsmeleri Ürdünlüler istiyor diye yaptığını söylüyor.

Celal Karasapan´la ilişkisini bitirmiyor.

Suriye vatandaşlığına geçince konsolosla yeniden görüşüyor. Konsolos, „Suriye uyruğuna geçişini tenkit“ ediyor. Çok nazik bir ilişki.

Türk istihbarati ile ilişkisi hakkında fazla bilgi vermiyor. Sadece takip edildiğini söylüyor.

İlişkisini koparmadığını dolaylı olarak itiraf ediyor. “.. İdlib´de vazifede iken Mustafa katip ismindeki bir Türk casusu da gelip gitmekte iken bir gün yanımdan azarlayarak kovmuştum.” (Hatıratım, sf. 215)

Bu gelip gitmelerin nasıl başladığını, bu ilişkinin hangi amaçla sürdürüldüğü hakkında bir şey söylemiyor.

Çok taraflı çalısmayı meslek edinmiş Baytar uzun yıllar Türk kartını da yedekte tutuyor.

 

Dersim Ne İstiyordu? Dersim ne istiyordu? Niçin direniyordu.

 

Dersim´in de facto özerkliği vardı.

Bu özerkliğin yapısı, alanı daralıp genişlese de, Dersim bir nevi iç islerinde özerkdir. Devletin belli merkezlerde kurumları vardı. Az sayıda da olsa askere de gidiyorlardı. Devlet, tam istediği gibi olmasa da vergi de topluyordu. Ama devletin hükmü sınırlıydı.

Osmanlının son döneminde başlayan ve Cumhuriyet´le birlikte devletin temel özelliği haline gelen merkezileşme, mutlak idare, Dersim´in statüsüyle çelişiyordu. Cumhuriyet merkezileşmeyi ırkçı bir milliyetçilikle birleştirince, Dersim, devlet için çıban oldu.

TC.´ni kuranlar ilk günden itibaren, Dersim´i „sorun“ olarak gördüler.

Dersim, statüsünü korumak istiyordu, devlet, Dersim´i tasfiye etmek istiyordu.

Baytar Nuri, Dersim´i anlatırken yanlızca kendisine hayali payeler biçmekle kalmıyor, Dersim´in isteklerini de keyfine göre değiştiriyor.

Baytar´ın iddiasına göre, Seyit Rıza kendisine „imza benim, fakat umum Dersim namına sana selahiyet veriyorum. Her ne suretle yazarsanız, yazınız“ demiştir. (Hatıratım, sf. 112)

Birincisi Seyit Rıza, Dersim´in saygın liderlerinden birisidir. En azından ittifak yaptığı aşiretlere sormadan, onların onayını almadan Dersim adına kimseye yetki vermez.

Dersim´in iç hukuku vardır. Hiç bir aşiret kendisini tek başına Dersim´in sahibi görmez. Dersim´i Dersim yapan ana özelliklerden birisi de O´nun çoğulcu yapısıdır. Dersim de ileri çıkmış, saygı duyulan, manevi ağırlığı olan liderler vardır.

Ama Dersim´in tek bir lideri yoktur.

İkincisi, Dersim´de hükümete telgraf çekildiğinde, talepte bulunulduğunda bir aşiretin değil, mümkün mertebe çok sayıda aşiretin imzası atılır. Hiç bir aşiret, kendisini devletin tek hedefi haline getirmek istemez.

Dahası, bu durum Koçgiri Direni-şi´nin yenilgisinden sonra gündeme geliyor. Dersime sayıları bini bulan kitle sığınmıştır. Dersim, Koçgirilerin yurduna dönmesi için hükümete baskı yapıyor. Ben, bu yazışmaların(Koçgirilerin geri dönmesi ve cezalandırılmamaları ile ilgili) tek başına Baytar´a verildiğini de inandırıcı bulmuyorum. Zira, aynı dönemde Alişer´de ordadır. Koçgiri ileri gelenleri de ordadır.

Belki de, Baytar devletle olan ilişkisinden dolayı bir nevi „aracı“ olmuştur.

 

Biliniyor, Baytar Nuri 1921-26 arası Dersim´de kalıyor.

Türk Hükümeti kendisini göreve çağırınca da Elazığ´a dönüyor.

 

Devlet memurudur. Dersim´e ya Vali´nin elçisi, ya Mustafa Muğlalı´nın komutanı, ya Birinci Genel Müfettiş İbrahim Tali´nin görevlendirmesi ile geliyor. Eğer temsilci sayılırsa, devletin temsilcisidir. Devlet denetimi ve yönlendirmesi altında Dersim´e karşı görevlidir.

Her ne kadar bu durumu gizlemek istiyorsa da verdiği ip uçları, kendi anlattığı hayat hikayesi bunun kanıtıdır.

Baytar Suriye´ye çıkınca Dersim adına yabancı devletlere açıklamalarda bulunur. Yazdığı şikayetnamenin altına da Dersim aşiretlerinin isimlerine yazar, imzalar. (KTD, sf. 194-197)

Bir başka bildirinin altında ise, Dersim Generali Seyit Rıza´nın ismi var.

Bildirin tarihi 30 Temmuz 1937´dir.

Bu bildiriyi muhtemelen Xoybun yazmıştır. Bildirinin dilinden anlaşılıyor. Dersim´in sorunlarından çok, Kürt milli davası gündeme getirilmiş. Dersim direnişi vesile edilerek, Kürtlerin istekleri uluslararası komuoyuna iletilmiş. Bildirinin yapay olduğu Seyit Rıza´ya verilen ünvandan da anlaşılıyor.

 

Dersim´de General unvanı yoktur.

 

Seyit Rıza da dahil hiç bir Dersim savaşçısı, Dersim lideri kendisine general diye bir sıfat takmaz, kullanmaz.

Dersimliler aşiretleri adına konuşurlardı. Ortak açıklamaların altında da aşiretlerin imzası olur.

Baytar Nuri, bir zamanlar Ankara´ dan İstanbul´a gidişinde Kürdistan Teali Cemiyeti´nden Kadri ve Cemilpaşazedelerle görüşmüş ve onlara „Dersim adına belge imzalamış“tı. Dersim yanarken, Xoybun´da kendi propagandasını yapmıştır.

Baytar, bildirileri ben yazdım demesine rağmen, bu bildiriler esas alınarak Dersim´e kimlik biçilmekte, yakın dönemin, henüz canlı şahitlerin yaşadığı bir dönemin olayları Dersim´in aleyhine çarpıtılmaktadır.

Baytar kendisi de Dersim´in ne istediğini satır aralarında yazmak zorunda kalıyor.

„Seyit Rıza ise, general Alpdoğan´a; Dersim hakkındaki kanunun kaldırılmasını ve Dersim için özel ve milli hakları temin eden seçkin bir idarenin oluşturulmasını istiyordu.“ (KTD, sf. 178)

Dönemin gazetelerinde de Dersim´in talepleri çarpıtılarak da olsa yer alıyor.

18 Haziran 1937 tarihli Tan Gazete-si´nde Dersim Terakki Yolunda diye bir haber var. Haberde Dersimlilerin bir „talep listesi“ gönderdikleri söyleniyor.

 

„Dersimli beyin yeniden fesat kaynatarak, memleketin huzur ve sükúnunu bozmıya kalktığı haberi, evvelá Elázize, oradan Ankara´ya geldi. Dersimli sergerde, üstelik bir de talep listesi göndermişti. Yol, köprü, mektep, kışla, karakol, vergi, memur, hükúmet teşkilátı istemiyordu. Kendisi yerinden oynatılmayacak, siláhı alınmayacaktı.“

Bu istekler çok açıktır.

Bu Dersim´in Özerkliğidir.

Dersim´in yazılı olmayan özerklik statüsüne son veren Tunceli Kanunu´nun reddidir.

 

Tarihine Sahip Çıkmayan, Geleceğine Sahip Çıkamaz

 

Ülkesi işgal edilmış, ulusal özgürlüğü gasp edilmiş halkların tarihi de gasp edilmiştir.

İnkar edilmiş, işgalciler lehine değiştirilmiş tarih, bugünü ve geleceği de ipotek altına almaktadır.

Dersimliler dışardan yazılmış tarihin yerine, kendi tarihlerini yazmaya başladılar. Daha çok 1937-38 Jenosid sürecini inceleyen, araştıran çalışmalar var. Dönemi yaşamıs insanlarımızın anlatımları var. Bunların bir kısmı yayınlandı.

Yayınlanan çalışmalarda Seyit Rıza´ nın da hayatı, mücedelesi anlatılıyor.

Bu belge türü kitaplardan birisi de Cemal Taş´ın Roȇ Kırmanciye isimli uzun röportajı. Kitap asırlık çınar Hesen Aliȇ Sȇy Kemali´nin anlatımlarına dayanıyor. Dersim´i öğrenmek isteyenler, anlamak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalıdırlar.

Hesen Aliȇ Sey Kemali Seyit Rıza´ nın aşiretinden. Yakın köylüsü. Akrabası. Rus işgali döneminden itibaren olayların içinde. Seyit Rıza´yı, ailesini, yaşamını günü gününe biliyor. Sadece bir anlatıcı değil. Anlattıklarını görmüş, yaşamış biri. Bu kitapta da Baytar yok. O´nun çizdiği tablo yok.

Baska röportajlar var. Xıdır Aytac´ın, Hüseyin Çağlayan´ın, hatta her vesile ile Baytar´ın dediklerini bir mürit gibi tekrarlayan Munzur Çem´in röportajları var.

Dersimlilerin kendi anlattıkları tarihte Baytar yok. Kimse O´nu hatırlamıyor. Dışardan birisi. Devlet adamı. Dersim´in hikayesinde olumlu anlamda bir rolü yok.

Ama O´nunla birlikte Dersim´e gelen ve katledilene kadar Dersim´de yaşayan, mücadele eden Alişer´in adı da var, sanı da var.

Baytar Nuri´nin yazdıklarına, çizdiği senaryoya bir de bu açıdan bakılmalıdır.

Dersim´in doğal yapısından, tarihinden, kimliğinden rahatsız olanlar, bu çalışmaya da „Baytar Nuri´ye dil uzatılıyor“ diye saldıracaklar.

Boşuna yorulmasınlar, tarihimizi, kimliğimizi birileri rahatsız oluyor diye savunmaktan vazgeçmeyiz.

 

Son söz yerine, 1996´da Dersimlilerinde içinde yer aldığı bir gurup Zaza aydınının çağrısını anıyorum.

„Tarihimizi, insancıl kültür ve geleneklerimizi kimse kendine mal edip, gaspedemez. 1918-21, 1925, 1937-38 direnişleri özgürlük mücadelemizin tarihidir. Tarihimiz başkaları tarafından yazıldı ve bizden çalındı. Geri istiyoruz. Türk milliyetçiliğinden devr alınan sahte tarih yazımına son verilmelidir.“ (Serbestiye´nin Kuruluş Bildirisi) 

Haziran 2011

 

Kaynak: http://members4.boardhost.com/derman/msg/1307591619.html

Kızılbaş Dergisi ağustost 2011 sayı 5 yayınlanmıştır