Süleyman Deprem: TOPLUMSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK VE YOZLAŞMA

Sömürü sisteminin sürekliliği, yarattığı toplumsal yozlaşma ile doğru orantılıdır. Bu yozlaşmayı her alanda özel projelerle geliştirir.

Sermayenin din,imanı, namusu,ahlakı yoktur. İnsani değerlerin tümü önemsizdir. önemsediği Tek şey Kar dır. Bunun için tüm değerler kullanılabilir, satılabilir, feda edilebilir. Yeter ki sermaye (Anapara) çoğalsın ve iktidarını pekiştirsin. Ancak, kitleleri kandırmak, kendisine bağımlı kılmak için; din,namus,ve ahlak adına kurumlar oluşturur. Yasalar çıkarır. Kendi çıkarı adına bu yasaları halka dayatır. Bu insani değerlerle parasal zenginlik kazanılmaz. Bu değerleri taşıyanlar “zengin” olamazlar. Yani, “ahlaklı ve namuslular sermayedar olamaz. Sermayedarlar ahlaklı olamaz.

Kar=artı değer dir. Artı değer ise gasp edilmiş ve karşılığı ödenmemiş emek dir. Bunun birikimi sermayeyi oluşturur.

İnsanlık tarihini incelediğimizde,tüm çatışmaların ve savaşların, tüm anlaşmazlıkların bu kar hırsından kaynaklandığını görmekteyiz. Doğal (ilkel komunal) toplum döneminde tüm beşeri ilişkiler yukarıda anlatılan (din-ahlak-kültür) değerler üzerinden sürdürülmekte idi. Ne zaman ki; özel mülkiyet ortaya çıktı ve özel sermayenin sınıfsal tahakkümü kendisini dayatmaya başladı, işte o zaman ortak paylaşım ve bahsedilen insani değerleri yaşayan bireyler ve toplumların tepkileri de aynı dönemde baş gösterdi.      

Sermaye adına kurulan tüm sistemlerin (Kölecilik, Feodalizm, Kapitalizm) amacı ortak paylaşımı yok etmek üzerine şekillendi. Her dönemde emek üzerinde baskı aracına dönüştürüldü. Bu baskılar her coğrafya da insani değerlerin içini boşaltarak, bu değerleri sömürü sisteminin yedek gücüne dönüştürerek sömürü aracı olarak kullanmaya başladı. Tüm dinlerin ve inançların ilk ortaya çıkış amaçları, mazlum halkların ortak paylaşımı ve refah toplumunu yaratma ilkeleriyle, barışı ve dostluğu pekiştiren kurallar la doludur. Ancak sömürü sistemleri, kendi tahakkümlerini pekiştirmek için, bu kurumların tümünü ele geçirerek halklara karşı kullandılar ve kullanmaya devam etmektedirler. Günümüzde sistemin ele geçirdiği tüm alanlarda denetiminde olmayan dini kurum kalmamıştır. Yahudilik-Hristiyanlık- İslam ve diğer tüm dinler Devletlerle iç içe geçmiştir. Sözde Laik olduğunu söyleyen tüm devletler dinsel kurumları halkın ve cemmatlerin elinden almış kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmiştir. Oysa gerçek anlamda “ne devletin dini olur ne de dinlerin devleti olur.” Bu kuralın dışına çıkan sömürü sisteminin ortağıdır.      

Sermaye sisteminin varlık nedeni olan bu uygulamaları karşısında Emeğin, Dinlerin, İnanç ve kültürlerin gerçek sahiplerinin bu yozlaştırma sürecinde yapılarını incelemekte yarar vardır.

İNANÇLARDA YOZLAŞMA

Hz.İsa, Hz. Musa, Hz. Muhammed ve diğer tüm peygamberlerin din ve inanç adına ortaya çıktıkları dönemlerde ve tüm kutsal kitaplarda ele aldıkları insani değerler bugün dahi gerçek anlamda uygulansalar, sömürü, açlık ve savaşlar olmaz. Ne Firavun kalır, ne de İblis kalır. İster dinler arası savaşlar olsun ister aynı din içinde mezhep çatışmaları olsun tüm anlaşmazlıklar, dönemin çıkar çatışmalarından, halifelik, taht ve rant kavgasından çıkmıştır. Bu çatışmalar daha sonra Halklar ve ulus devletler arasında çıkarılmış, bölgesel istila hareketlerine dönüştürülmüştür. Sebebi sömürü sistemleri dir.

Sömürü sisteminin varlığı bu tür çatışmaların sürekliliğine bağlıdır. Her zaman halkları meşgul edecek bir düşman yaratması gerekir. Örneğin, ABD Emperyalizmi, reel sosyalizmin çöküşünden sonra dünya halklarını soğuk savaş politikasıyla meşgul edeceği bir düşmanı kalmayınca, çareyi ikiz kuleleri patlatarak ardından kendi yarattığı El-Kaide yi düşman ilan ederek aynı kanaldan Ortadoğu ya müdahalesini de meşru göstermeye çalıştı. Aynı model tek tek ulus devletlerde de uygulanmaktadır. Ülkemizde Kürt özgürlük mücadelesinin karşısına sahte “Hizbullah” örgütü nün çıkartılması gibi

KÜLTÜREL YOZLAŞMA  

İnsanlık tarihi sürecinde, üzerinde yaşadığımız topraklar, özellikle Mezopotamya havzası, dünyayı top yekun etkileyen dinlerin ve kültürlerin çıkış merkezlerinden birisidir.Arap-Kürt-Acem kültürü, din ve bilim değerlerinin beşiği olan bu topraklar dünya halklarını derinden etkilemiştir.

Mevlana, İbni-Haldun, İbn i Sina, Ömer Hayam, Karmatiler, Hace Bektaş ı Veli, Hallac ı Mansur, Nesimi, Fuzuli, Ahmed e Xani, Fekiye Teyra ve saymakla bitiremeyeceğimiz daha nice Din, Bilim ve Kültür dehası tarihimizin yüz aklarıdır. Günümüzde bunların hemen hepsi, ya ulusal kimliklerinden dolayı ya da paylaşımcı materyalist düşüncelerinden dolayı sistem tarafından görmezden gelinmekte ve yahut eserleri çarpıtılarak kapitalist yoz kültüre malzeme yapılmaktadır. Tekçi zihniyet bu değerleri yok sayacak kadar pervasızlaşmıştır. bu değerlerin yarattığı olgun insan ilişkileri ve halklar arası dostluklar yozlaştırılmıştır.

Tarihin derinliklerindeki kültür ve bilim hazinelerinin deforme edilmesi yetmediği gibi günümüz bilim insanları, yazarları ve aydınları eserlerinden dolayı öldürülmekte veya tutuklanmaktadırlar. Basılmamış taslaklar basımdan alıkonmakta diğer eserler “ucube” denilerek yıkılmaktadır. Mizah sanatı suç sayılmakta ve soruşturmaya tabii tutulmaktadır. Devlet desteğindeki tiyatrolar ve sanat kurumları özelleştirilerek işlevsizleştirilmektedir. Basın-yayın kurumları zaptı-rapt altına alınmış durumda. Muhalif yayın ve haber yapanlar çeşitli yaptırımlara maruz bırakılmaktadırlar. Ulusal medya organları, paylaşımı,dostluğu ve dayanışmayı işlemek yerine,Kapitalizmin yoz kültürü ile izleyicinin beynini yıkamakta, tüm insani değerleri yozlaştırmakta ve kirletmektedir.

TİCARİ YOZLAŞMA

Gelişen kapitalist süreç, büyük balığın küçük balığı yuttuğu” ahlaksız bir zemine evrilmiştir. En küçük alışverişlerde bile “serbest piyasa ekonomisi” adına, bireyler arasında “kaça okutabilirsen” mantığı geliştirilmektedir. Bencil bireycilik teşvik edilmektedir. Eskiden karşılıklı güven ilişkisi çerçevesinde borçlanmalar yapılırken söz vermek yeterli iken, şimdi kan bağı dahil en yakın ilişkiler bile senetsiz ipoteksiz yada resmi taahüt verilmeden yapılamamaktadır. Dostluk ve dayanışma zemini yok edilmiştir. İnsanlar bankaların insafsızlığına terk edilmiştir. Bütün bunlar sömürü sistemini kalıcı kılmak adına, belirli projeler doğrultusunda uygulanmaktadır. Kendiliğinden gelişen şeyler değildir. Ortak yaşam ilişkileri ortadan kaldırılmaktadır.

SİYASİ YOZLAŞMA

Sistemin bu tür yozlaştırma faaliyetlerinin siyasi arenaya yansımaları oldukça belirgin bir hal almış durumdadır. Özellikle, ister iktidar, ister muhalefet olsun sistem partilerinin aralarındaki çelişki, ne sınıfsal, ne ideolojik açıdan farklılık arz etmemektedir. Tabelalarındaki parti isimlerinden başka

farklılıkları kalmamıştır. Milliyetçilikte ve sömürünün devamında birbirleriyle yarışmaktadırlar. Hepsinin amacı iktidar partisi olmaktan başka bir şey değildir. Demokrasi, Özgürlük, halkların kardeşliği, emeğin hakkı gibi bir kaygıları bulunmamaktadır.

SOL’DA YOZLAŞMA

Genelde sol adına hareket eden çoğu örgütler ve partiler, 30 yıllık 12 Eylül tahribat sürecinden yenilenerek çıkmak yerine, daha bir kafa karışıklığı ve sistemi aşamayan bir kısır döngü içinde bocalamaktadırlar. Bu örgütler Ulusalcılık, Kemalizm ve sistem içi restorasyon (Revizyonizm) den yakalarını kurtaramamışlardır. Bu kaos’un yarattığı güvensiz ortamda diğer istisna örgütlerin de sınıfsal tabanla ve halk la buluşması daha da zor olmaktadır.

ALEVİLERDE YOZLAŞMA

Bin yıllara dayanan Kızılbaş/Alevi kültürü tüm zamanlarda sömürü sistemlerinin baş çelişkisi olduğundan her dönem baskılara, imha ve inkar’a tabi tutulmuştur. Bu baskılardan kurtulmak için “Takkiyecilik” i geliştiren aleviler, yakın çağda bu takkiyecilik yüzünden, birçok yerde Alevilerin gerçek inanç ve kültürleri sistem dinleri tarafından baskı ve asimilasyon politikalarıyla beraber Aleviliğin yozlaşmasına sebep olmuştur. Günümüzde Aleviliği ulusal kimlik üzerinden tarif edenlerden tutun herhangi bir din e yedeklemeye kadar bir sürü sistem uydurması politikalar, günümüzde Alevilerin kafasını iyice karıştırmış durumdadır.