Süleyman Doğan: “O ALİ BİZİM ALİ”

Türk İslam sentezi, Kürt İslam sentezi derken, şimdide Alevi İslam sentezi çıktı ortaya. Evet yanlış duymadınız, Alevi İslam sentezi! Bu da büyük bir projenin pir parçası!

Geçenlerde televizyonda ‘tarafsız bölge’ de Alevilerin tartışmasını izledim. Bir de karavana onbaşısı gibi mağrur bir duruş sahibi eski diyanet başkanı Süleyman Ateş de vardı. Fakat ben eski diyanet işleri başkanının bir sözünü çok beğeniyorum. Daha önce yine bir tartışmada şöyle ” Yahu, O Ali bizim Ali’miz size ne oluyor?” demişti. Çok doğru bir söz. Katılmamak elde değil.

Peki o zaman diyecek bir şey kaldı mı? Bence bu gerçekten sonra söylenecek bir şey yok. Şimdi biz buna nokta koyarak işin neden hep Alevilik söz konusu olduğunda   eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş Alevilerin karşısına dikildiğini merak etmemeli miyiz? Kaldı ki bir başkasının inancını bir başkasını belirlemesi abesle iştigaldir. Ancak o kişiye veya kişilere şey yemek düşer.

Bu insan bazı Alevilerin laik olarak algıladıkları veya kandırıldıkları Cumhuriyetin ve resmi İdeolojinin temsilcileri olduklarına iyi dikkat etmek lazım. Yani resmi İdeolojinin yıllarca laiklik diye söylediği yutturmacasının amacı kendine has Aleviliği Sünnilikle bütünleştirmektir.

Hüseyin Aygün aslında ayrı bir din dedi. Sonra çark etti. Çok uzun sürdüremedi. Hele bu Alevi temsilcileri, kanaat önderleri olarak tanıtılanlar ise karavana mangası gibi   başlarından da bir onbaşıyla çıkıyorlar ortaya.

Sözüm ona, Aleviliği savunup inanç özgürlüklerini elde edecekleri yerde tam tersine Aleviliğı İslam’ın içine koyarak Sünnileştirmek istiyorlar. İşte burada yatan tez Alevi İslam sentezidir. Alevileri Sünni ve Şii İslam’ın içinde Türk-İslam sentezinden Alevi Sentezini üretenlere ise biz Alevi değil, devlet misyoneri demek zorundayız.

Bazı Aleviler bu misyonerliklerle bağlantılı olarak “ya biz namaz kılıyoruz, biz camiye gidiyoruz ve de seviyoruz” diyorlar. Doğrudur. Benim çevremde de böyle insanlar var. Hatta bunlar özünde Pir, hatta mürşit sülalesinden gelenler de vardır. Fakat bayağı Diyanetin parasal cazibesinin de etkisiyle camiyle haşır neşir olmuş, Mekkeye hacca bir kaç sefer yapanlar da vardır.

Bazıları da bu yoldan çıkmışlara “işte bunlar gerçek alevi. Alevi dediğin böyle olur işte ” diye örnek veriyorlar. Bunlar da “biz Aleviyiz” diyorlar. Bu tipleri de insanların önüne koyarak örnekler veriyorlar.

Bu hacı Alevilerin babaları ve dedeleri de “biz o kapıya adım atmayız çünkü biz Aleviyiz dinimiz başka” derlerdi. İşte Aleviliğin içine girdiği durum kısacası bu. Dedeyi bir yana bırakın babadan oğula değişiklik gösteriyor.

Oysa bildiğim kadarıyla Alevi inancında yolundan dönen düşkündür. Dönemek düşkünlük değilse nedir? Gözümüzün ortasına baka baka Sünnilüği ve Şiiliği bize dayatıyorlar! Bu kadar kepazeliğe doğrusu pes!

Yahu Xızır aşkına birileri bir şey söylesin! Bakın camisi olanlar var. Caferiler bunlar.Hatta bu Caferilerin Gebze Bayramoğlu’na giderken sol tarafta bir camileri vardı. İstasiyon Mahallesine yakın.. Bir kaç kere gitim ve yerinde gördüm. Bazı aleviler bu camiye gidiyordu. Gözlerimle tanık oldum. Bunlardan biri de dostumuz büyüğümüz Erzincan -Tercanlı Ali Unutkan’dı. Cuma günleri oraya namaza giderdi. O’na Ali Baba derler; kartalda kalırdı.

Burada bir şeyin daha altını çizeyim. Caferilerin camisinde imam yoktur . Onlar Mühürün arkasında namaz kılarlar. Orada da bir değişiklik var. Çünkü imamları Ali’dir. Ali vurulduğu için kimsenin arkasında namaza durmazlar.

Simdi buraya dikkatinizi çekmek isterim. Bizim talipler Tercanlıdır. Ben gitmedim. Babam bir kaç kere gittiğini hatırlarım. Fakat Amcamlardan   Pir Kazım Doğan, Pir Mustafa, Keko Doğan, Pir Düzgün , Keko Şahin, Hasan Hüseyin ve diğerleri hep Erzincan’a taliplerini ziyarete gider gelirlerdi. En az yılda bir defa. Hatta Kazım amca hala sağ. Kebire ana , Şirin ana hala sağ.

Şimdi bunların yol göstericilerinde böyle bir hal görmedim. Bunları yakınan tanıyan birisi olarak. Bunlar şu anda yapılanların ve söylenenlerin tam tersini yapıyorlardı ve söylüyorlardı. Oysa Caferilerin veya diğer camilerde gördüğün aleviler ya yolunu şaşırmış ya da bunların pirleri, rêberleri yollarını şaşırmış olmuyor mu? Sizce kim burada yoldan sapan? Caferilerin camiye gitmeleri normal bir olaydır. Çünkü Caferilik Şii imam Cafer-i Sadık’ın kurduğu bir İslam mezhebidir. Alevelik mezhep değildir, İslam öncesi bir inanç bütünlüğüdür.

Alevilik İslamla bir kere daha vurulmak isteniyor. Bu amansız yok etme biçimini görüyor musunuz? Yahu Xızır aşkına, pir aşkına ,hele gençler belki bilmez. Bizim bu yaşlı Aleviler neden bir şey söylemiyor?

Siz bu kanaat önderleri deyip halkın önüne konan insanların bilgili veya gerçekten Alevileri temsil ettiğini mi düşünüyorsunuz? Neden Her şeyi ile farklı olan , ayrı olan , haydi bunları da bir yana koyalım . Tarihin en eski ve kadim olan otantik ve orijinalliğiyle kalmasını istemiyorsunuz. Bu inancınızın İlede bir daha Yezidin kılıcından daha keskin bir darbe ile yok olmasına göz yumuyorsunuz. Alevi inancının yok edilmesi insanlık için bir kayıp olacağını da hesap etmelisiniz.

Bakın, derin mi diyorsunuz, Ergenekon mu diyorsunuz, çete mi diyorsunuz? Bunun ağababası Süleyman Demirel değil mi? Çıkıp “Cem Vakfını ben kurdum” demedi mi? Peki bayram değil seyran değil Süleyman enişte Alevileri neden öpsün! Öbürü Ak Parti’den aradığını bulamayınca geri gelip şeyinin üstüne oturmadı mı? Bir diğeri gidip Erbakan ve devletle flört edip Kuran’da ayetler okuyup sizin inancınızı Sünnileştirmek için dans etmedi mi?

Bunlar sizi aldatıyor, sizi sizden koparıyor, yüreğinizi bedenizden söküyor! Yok tarih, yok Kuran, saygı falan filan diyerek sizleri Sünnileştirme peşindeler. ( Ben 2008 yılında bu kanaat önderleri ile ilgili bir yazı yazmıştım ” ASLI UNSUR” başlıklı yazımı isteyen Kaniyasor sitesinde okuyabilir.) Yani kâhin olmaya gerek yok. Çünkü akıl fikir var…

Tarih denildiğinde bir tek aklıma Alevi katliamları gelir. Şunni dediğinde Alevi olduğu için öldürülen insanlar aklıma gelir. Cami dediğinde oruç tutmadığı, namaz kılmadığı için öldürülen üniversiteli gençler aklıma gelir. Resmi Tarih ve tarihçiler “Alevilerin katli vacip, bunlar sapık, cümbüşçü v.s“ şeklinde görüş belirtmişlerdir.

Bir tek bir şey kalıyor bu iş her alevi bireyinin işidir. Sizin hiç alakanızın olmadığı bir yere sürükleyip Alevi inancını toprağa gömüp, Alevi İslam senteziyle sizi camilere doldurmak!

Eh peygamber ayni, kitap ayni, ibadet yeri aynı, Mekke’yi ziyaret etme aynı. O zaman Neden biz Aleviyiz deniliyor? Bu size hiç mi bir şey çağrıştırmıyor? Dedeleriniz, babalarınız bu kadar zulmü neden görmüş o halde? Neden diri diri yakılıyorsunuz?

Burada Ali’ye, Aleviler sahip çıkmış. Ali Alevilere sahip çıkmamıştır. Bunu ayırt etmek lazım. Laf karabalığına getirip Ali taraftarlığı şeklinde Aleviliği tanımlamak yanlıştır. Ali’ye sahip çıkma var. Bu Alevilerin felsefesinde Ali’ye acımak hümanist gücünün bir ispatı ama Alevilere kim acısın? Alevilik İnsan olmanın gereklerini anlatan bir öğretidir bunu iyi bilmelidir ama Mekkeli Ali ve Aliciler bir taraftan çevre coğrafyada halklara zülmederken bir taraftan bu Araplar birbirilerini iktidar için infaz ediyorlardı, suikastler yapıyorlardı. Alinin Aleviler için ne yaptığını söyleyebilir mi her hangi bir Alevi önderi? Fakat Sünniler için yapmış ve doğal olarak bizim Alimiz deme hakları var. Aleviler Ali’ye burada yapılan haksızlığa karsı çıkıyor. Aleviler Araplara sahip çıktığa kadar kendilerine sahip olsaydılar eskisi gibi alevin işiği kalıp Alevi kalabilirlerdi. Işığın ve alevin Aleviliği ile İslam, aydınlık ile karanlık kadar biri birinden farklı şeylerdir. Aleviler neden karanlığa sürülmek isteniyor hala fark edilmedi mi?

Burada dil bilimcilere seslenmek lazim. Alevi veya Elevi’nin kelime kökü nereden geliyor? Ben dil bilimci değilim amat sormak isterim. Hatta öğrenmek isterim. Bunlar bu işi 1985 ile 1990 yılları arasındaki söylenen kart-kurt meselesine dördermişler yine.

Bu haksızlık kime yapılsa felsefe gereği sahiplenme var. Zaten bu ince nüansı iyi ayırt etmek lazım.

Eh biz camiye saygılıyız, seviyoruz. Aleviler Yalnız camiye değil, tüm ibadet yerlerine, dört peygambere dört kitaba ve diğer tüm dinlere de felsefeleri gereği aynı yakınlıktalar. Bunu birini öne çıkarmak sahtekarlıktır. Bunu tüm yeminlerinde ve zikirlerinde göremeyenler kördür. Bunu dışında kötü niyetli oldukları açıkça ortadadır. Türkçede Allah’ın dört kitabı gibi, Kürtçede Çar kıtabê XWADÊ denir.

Alevilerin pirleri cem yaparken ne yapardı ? Neden bu Akıl hocaları, kanaat önderleri bundan bahsetmiyor sizce? Bu pirler, rêberler cem sırasında “ya Xizir!” deyip ateşe giriyorlar mıydı, yoksa girmiyorlar mıydı? Neden bunu yapıyorlardı? Bu nüans Elevilere yol gösterebilir ancak. Felsefesini ve yolunu gösterir.

Hz. Alinin Uhut savaşı Alevilere yol göstermiyor. Aleviler Ali’nin ölümünden uzun zaman sonra Ali’ye sahip çıkmışlar. Öbürleri çoğu hikaye. Alevilikte hakikat vardır, şeriat, tarikat ve masal yoktur. Gördüğü somut gerçeklere inanmıştır. Hatta ziyaretleri bile görünür durumda, üzerine vardığında biraz akıl yürüttüğünde işin sırrı ortaya çıkar. Bu kadar sade ve doğru olandır.Doğrudur Zikirlerinde bir takım isimler geçmiştir.

Baksanıza 21. yüz yılda biz Sünni mezhebindeniz diyen koca adamları düşündükçe insan bunlar ufak tefek şeyler deyip geçiyor. Yani bu kadar gaddarca asimilasyona karşın hala biri çıkıp diyorsa “ben aleviyim” demek ki Alevilik bağımsız ve bence dünyanın en insani ve demokrat inancı olduğundandır. Ne derse desinler en son lafı bağlarken “YA XIZIR” demeyi hiç bir zaman ihmal etmemişler. Bence bu da yeterlidir, şayet kötü niyet yoksa.

Belki çağın gereği Cem Evi ihtiyacı hasıl olmuş. Bu bir İhtiyaç metropollerde veya dayanışmalarda. Yani bir araç. Eskiden yılda bir veya iki veya bir kaç yılda bir cem yapılırdı. Hiç bir Alevi inancını kaybetmemişti. Çünkü ibadetini, günün herhangi bir vaktinde, gök kubbenin altında çıra yakarak, aya, güneşe, ateşe, dağa, tepeye , ağaca, nehre, insana yüzünü dönerek yapmaktadır. Eline beline, diline sahip olmayı ilke edinerek bağlılığını dile getirecek kadar özgür ve demokrat bir anlayış içinde yapılmıştır.

Bunu camiye gitmekle, namaz kılmakla, hacca gitmekle v.s anlatmak neyi karşılıyor? Cem yapmanın karşılığı bu kadar şartlanmışlıkla karşılamaya kalmak safdillilik olur. Cem yapmak yalnız bir ibadet biçimi değil. Cemde ibadetin dışında hak, hukuk, adaletsizlik, zarar, ziyan, barışma, yoldan çıkanı, zülüm yapanı , kötülük yapanı ve bunlar gibi şeyleri, berdest etme…. uzar gider. Bunu böyle geçiştirmek olacak iş mi?

Yahu siz İslam’ın içindesiniz. Cem evine gidin cümbüşünüzü yapın sonra camiye gelin biz kardeşiz, beraberce ibadetimizi yapalım . Şimdi iki ibadet hane olmaz.

Bakın Katoliklerde mezhepler var, bunların kiliseleri ayrıdır. Örneğin Evangelişlerin ve Katoliklerin kiliseleri ayrıdır. Aynı dinde olmalarına rağmen. Bu da gösteriyor ki hepsi kandırmaca.

Hatta yurt dışında kendileri farklı politik çizgilerde olan Türk Müslümanların camileri bile ayrı. Şu anda kaldığım şehirde Süleymancıların camisi ayrı, Kaplancıların, diyanetin ayrı, Mhp`lilerin ayrı, BP’lilerin, eski MSP’ lilerin ayrı. Herkes kendine ait camiye gidiyor. İşte İslam’ın bir din mi olduğu, yoksa siyasallaşan bir İslam mı olduğu ortada. Daha fazla şey söylemeye gerek var mı? İslam iseniz bu farklı camilerden birinde namaz kılmak zorundasınız. Çünkü İslam olmanın temel şartlarından biri namaz kılmaktır. Daha sonra bu düzenin bölünmüş faşistlerinin farklı camilerinden birine davet edilirsiniz. Siz siz olun en iyisi kendinizi Aleviliğin içinde görün. Alevileri devletin birliği ve dirliği içine çekmek istenen Aleviler, devletin derin politikalarıyla özünden çıkarılmak istenmektedir.

Diyanet bundan dolayıdır ki kurulmuş. Devletin denetimine verilmiş . Diyaneti kaldırsınlar bakalım akla kara belli olacak! O zaman bakın neler oluyor!

Siz siz olun en iyisi kendinizi Aleviliğin içinde görün. Devletin birliği ve dirliği içine çekmek istenen Aleviler, devletin derin politikalarıyla özünden çıkarılmak istenmektedir. Diyaneti kaldırsınlar bakalım akla kara belli olacak. O zaman bakın neler oluyor! 19. 7. 2012

Kaynak: http://kaniyasor.wordpress.com/2012/07/19/o-ali-bizim-ali