SURİYE DENKLEMİ

SURİYE DENKLEMİ

 Mihrac Ural 

Şehit babası Adil Reyhan misafirimdi. Reyhan ailesi geniş bir aile. Cisir el Şuğuru’un en yiğit ailelerinden. Suriye olayları başladığından bu yana ağır bedeller ödeyen aile, 3 yiğidini Mukaveme Suriyyi saflarında şehit sundu. Dünya şer güçlerinin amansız saldırılarına karşı Suriye halkının yönetimden yana aldığı tutumla karanlık hesapları bozmada, kendi çapında katkısı olan bir aile. Bunda uzun yıllara dayanan ilişkilerimin oynadığı rol, benim olduğu kadar Mukaveme Suriyyi için de bir onur kaynağıdır.

 

Reyhan adı bende derin kültürel inançsal çağrışımlar yapar. Reyhansız bir inanç ritüeli eksik sayılır; elden ele dağıtılır, avuçlarda ovulur, koklanır. Ölenlerimiz, mezarlarımız reyhansız kutsanmaz. Kadim Akdeniz kültürünün çalı-ağaç türü olan reyhanın dayanıklı dalları ise tarihler boyu insanlığa birçok konuda hizmet sunmuştur; sepet olmuştur, zembil olmuş, yük taşımak için at ve katır sırtında küfe olmuştur. Bir de reyhan kokusu var; kokuları güzel olsun diye küçük çocukların banyo sularına reyhan koyulur; “reyhan kokulu yarim” diye bir deyim var mı bilmem ama benim var.

Reyhan adını taşımak gerçekten yerli olmaktır, Suriyeli olmak vatansever olmaktır. Reyhan ailesi de soyadını bu bileşkelerde anlamlandırmış bir aile

Şehit babası Adil Reyhan’la uzun bir sohbetimiz oldu. Misafirlerimle siyasal kültürel sohbetler her zaman ağırlıklıdır. Bu sohbetler sorular ve cevaplar şeklinde devam eder. Ama bu kez şehit babasının sohbeti farklı bir boyuttaydı. Reyhan, ülke sorunlarını bir uzman gibi bilince çıkarmış çözümlemeleri ve soyutlamalarıyla Suriye insanının 7000 yıllık tarihin akıl işlevlerini üzerinde taşırcasına siyasal olaylarla ilgili bağımsız yorum yaptı.

Adil Reyhan, inanç babından Sünni bir aileden geliyor. Laik bir mücadele örgütü olarak Mukaveme Suriyyi güçleri saflarında Suriyeli olma paydası dışında her etnik ve her inançtan insan yer alıyor. Bu tür alt kimliklerin bileşkesi olan anti-emperyalist mücadele tüm inançlara ve etnik dokulara saygıyı esas alan bir yaklaşım içindedir. Bu nedenle Suriye olaylarında özellikle Selefilerin işledikleri vahşeti ele alırken, mezhep genellemesi olmaması için daha bir hassasiyetle konuşulur. Misafirimle sohbetimizde bu kaygılarla başladı. kısa sürede gerçek bir Suriyelinin tarih, toplum, siyasi bilgi birikimlerinin seremonisine dönüştü. Bu açıklamalar, daha da bir gerçekçi veri olarak Suriye olaylarında Sünni inanç topluluğunun ezici çoğunluğunca alınan yönetim yanlısı tutumu izah eder nitelikteydi.

Şehit Babası Adil reyhan; “ Suriye olayları, Suriye gerçeğine zorla oturtulmak istenen yöntemlerle kirli çıkar politikalarının örtüşmesinden ibarettir. Din bunun örtüsüdür, mezhepçilikse aracı. Bölgede emperyalist- siyonist çıkarların, ülkeleri kolonilere bölüm sulta altına almanın yolu da ülkemize yönelik bu tahribat girişimlerinden geçiyor. Yarım asırdır direnen ülkeme böylece bedel ödetmek istiyorlar. Sorunları eksikleri giderme, demokrasi ve özgürlük olsaydı, yönetimin ortaya koyduğu diyalog çağrılarına, halkımızın kazanımları arasına geçirmiş olduğu demokratikleşme paketine kayıtsız kalmazlardı; her üç seçimde de (Yerel seçimler, Anayasa oylaması ve Parlamento seçimleri) halkın milyonları milyonlara ekleyerek gösterdiği destek karşısında marjinal bile olamayanların nasıl da dış güçlerin kuklaları oldukların anlamak zor değildir. Suriye’yle uzak-yakın hiçbir ilgisi olmayan, Çeçenistan’dan, Libya’ya, Yemen’den, Suudi Arabistan’a, Tunus’tan Afganistan’a kadar yeryüzünün tüm katil sürülerinin bizleri katletmek için üzerimize sürülmelerinin başka bir anlamı yoktur Bu savaşa mezhep savaşı diyenlerin handikabı da burada başlıyor. Buna mezhep savaşı adı verilecekse, “Sünni’ye karşı Sünni’yi kırdırma savaşı” demek yanlış olmayacaktır. İşin gerçekçe boyutunda da Suriye devleti bir Sünni devlettir ve başka bir mezhebin tecavüzüne tarihinin hiçbir döneminde uğramamıştır; bölgenin diğer mezhepleriyle barış esas alan laik Suriye devleti ilericidir, anti-emperyalisttir, direnmeden yana sadece siyasal kıstaslara önem verir.

Kaldı ki, Erdoğan yönetiminin mali askeri desteğiyle, Türkiye’nin ülkemizle 910 km boyundaki sınırını kanlı kıyım için vatan hainlerine açarak sergilediği kin ve intikam ilkel din örtüsü altında olsa da gerçekte emperyalist-siyonist çıkarların bölgedeki ileri karakolu olmaktan öte bir anlamı yoktur. Bölgede böylesi kukla roller hiçbir halka onur vermez. Türk halkı bu bedbaht şaşkınlardan, iflas üzerine iflas eklenmiş siyasetlerinden, içte halkıyla kanlı süreçlerden kurtulamamış baskıcı rejimlerden kurtulması Suriye’nin başarısına bağlı bir hal alması da çok manidardır. Ölüm ve kıyımı merkezine almış bu şebekelere karşı insan erdeminin Suriye halkı ve Türkiye’nin duyarlı halkıyla yüz yüze gelmesinin nedeni de budur. Bu uygarlık gücüyle, güç uygarlığının savaşıdır. Suriye 7000 yıllık uygarlık birikimlerinin sentezidir. İnsanlık öncesi vahşet çağına karşı insanlık erdemiyle bunu başarmıştır. İnsanı katletmekle de yetinmeyip cesedini parçalama güdüsünün insani hiçbir yanı yoktur. İnsanlık erdemini de bu çerçevede kavramak, onu göreliliğin sığı alanından kurtarıp soyutlamanın böylesi bir anlamı vardır.

Bu denklemi doğru kavramamış hiçbir siyasal analiz, hangi alt sorunla ilgili önemsemeleri öne çıkarırsa çıkarsın olayın özünü kavramamış demektir. Suriye’nin ortak vatan olarak farklılıklarıyla oluşturduğu bileşkenin alt sorunları da bu bütün içinde çözüm bulacaktır. Yeni-Osmanlıcılıkta tüm çirkinliğini yansıtan Erdoğan yönetiminin gösterdiği çabalar, tarihler boyunca düşman addettiği Türkmenleri kışkırtıp ırkçı zeminde yaratılan heyulalarla eli kanlı hale getirmek, kapı komşuları karşısında vicdansız erdemsiz ve onursuzlaştırmak demektir. Eski Osmanlının Türkmen Aşiretlerine karşı acımasız kırımlarını bilmeyenler, bu gün yeni- Osmanlıların Türkmenlerin başına ördüğü felaketi izlemeleri yeterli olacaktır. Suriye halkı tüm farklılıklarıyla bu planlara karşı direnerek zafer kazanacaktır.

Süreç, halkın ordusuyla omuz omuza savaşma sürecidir. Vatan sathında bütünsel olarak mücadele etme sürecidir. Suriye halkı, vatansever muhalefetiyle de hızla bütünleşip, sorunlara son verme kararlılığı içindedir. Ailemizin üç gencini Mukaveme Suriyyi saflarında şehit vermek ailemiz için erdemli bir duruştur bu duruşa kendimi de katmak isterim. Askeri bilgim kadar on yılara dayanan deneyimlerimle kamplarınızda siz çocuklarım ve arkadaşlarımla omuz omuza olmak istiyorum”

Şehit babası Adil Reyhan’ çok daha fazlasını söyledi. Bu özeti sizlere sunarken bir kez daha, Suriye insanının nasıl da binlerce yılın bilgi birikimlerini algılarına yerleştirdiğini, yaptığı sentez ve çözümlemelerle göstermiş oldu. Bu satırların yazarı, kendi deneylerinin sonucu olan “aklın yolu bir değil, bin birdir. Doğru da tek değil, doğruya giden yollar da bir değil” soyutlamasına inanır. Buna rağmen kimi zaman akıl yolunun bir olduğunu itiraf etmesi gerek.

Bu beni bir kez daha Suriye olgusuna dikkat çekmeye getiriyor. Suriye ne bir etnik topluluk adı ne de bir inanç adıdır. Farklılıklarıyla beli bir coğrafyayı, tarihin evrimiyle kültürel olarak yükselten bir kimlik adı olduğu ve bunun Ak denizin verimli hilali kadar, Anadolu’yu da kapsadığını anlamak güç değildir. Suriyeli olmak, hukuki olarak Suriye vatandaşı olmak değildir buna özendirmek de değil. Bu, bölgemizin direnme bilincini taşımaktır.

 Ancak aptalların anlamakta güçlük çektiği şey, Suriye olaylarında ortak refleks gösteren halkımızın kararlı duruşudur. Antakya’da, Suriye’ye karşı savaş karşıtı barış panellerini birkaç yüz kişi olarak yorumlayan cahillerin ertesi gün (16 Eylül 2012), on binlerin direnişine yükselmesini anlamaları mümkün değildir. Aynı halkın farklı devlet altında da olsa ortak refleks göstermesini anlama güçlüğü çekenlerin, siyasal sahnede böylesi tahripkar yönelimlere düşmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle de Suriye kazanacak Erdoğan kaybedecektir tespitini yaptım durdum.

Suriye’yi bu toprakların bilincinde olduğu kadar vicdanında da haklı yere oturtan budur; Suriye bu bölgenin vicdanıdır. Bu gün Suriyeli olmak barış için atılacak en önemli adımdır.

Kızılbaş Dergisi Ekim 2012 / Sayı 19