İsmail Beşikçi’nin Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü Alırken Yaptığı Konuşma

İsmail Beşikçi’nin Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü Alırken Yaptığı Konuşma

 Açık Radyo

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün dördüncüsü, 15 Eylül Cumartesi akşamı gerçekleştirilen törenle verildi. Ödülü Türkiye’den İsmail Beşikçi, Rusya’dan Uluslararası “Memorial” Topluluğu adına Memorial İnsan Hakları Merkezi Direktörü Alexander Cherkasov aldı. İsmail Beşikçi’nin törende yaptığı konuşmayı yayınlıyoruz: 

 

“İfade özgürlüğü herhangi bir toplumun, herhangi bir devletin, çağdaş, medeni bir devlet olmasının temel bir göstergesidir. Yollar, barajlar, fabrikalar, büyük büyük binalar çağdaş medeniyetin göstergeleri değildir. Eğer toplumda ifade özgürlüğü kurumlaşmışsa, özgür eleştiri kurumlaşmışsa o toplumda resmi ideoloji diye bir kurum yoktur. Resmi ideoloji demokrasinin önündeki en önemli engeldir.” 

20 Eylül 2012 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır. 

***

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nden  bahsetmiştik bu hafta programlarımızın başında, uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün dördüncüsü geçen Cumartesi, 15 Eylül’de İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilen bir törenle verildi. Uluslararası ödülü Rusya’dan Memorial topluluğu adına, Memorial İnsan Hakları Merkezi Direktörü Alexander Cherkasov aldı, Türkiye’den de İsmail Beşikçi aldı. Bunun kısaca haberini vermiştik Pazartesi günü hatırlanacağı üzere. İsmail Beşikçi yıllarını Kürt meselesinin derinlemesine incelemesine vermiş, bir sosyolog olarak, bir bilim insanı olarak, hem de aynı zamanda bir aktivist olarak ömrünün önemli bir bölümünü hapishanelerde geçirmiş çok cesur, entelektüel sorumluluğu olan bir kişi. Hiçbir ödülü kabul etmeyen İsmail Beşikçi’nin şimdi onurla kabul ettiğini belirttiği ödülü alırken törende yaptığı konuşmanın tamamını vermek istiyoruz. Tarihi bir önem taşıyor, onu dinleyelim şimdi:

*

Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın değerli başkanı, değerli jüri üyeleri, ödül komitesinin değerli başkanı, değerli konuklar, hepinizi sevgiyle selamlıyorum, Hrant Dink’i sevgiyle anıyorum. 

Ödüller her zaman insanlara sorumluluk da yükler, bu sorumluluğu da taşımaya çalışacağım, teşekkür ediyorum. 

Arkadaşlar, özür, -hani siyaset adamları özür diliyor ya zaman zaman- hiçbir konunun çözümü değildir. Özür hiçbir sorunu çözmez, bu sorunların üstesinden gelecek tek tutum şudur benim kanımca; döneme ilişkin ciddi araştırma ve incelemelerin yapılması. Bu sorunlar hep birbiriyle ilişkilidir. Kürt sorunu Ermeni sorunuyla çok yakından ilişkilidir. Nasıl ilişkilidir? Örneğin Ermeni nüfus çürütüldü, Ermenilerden kalan taşınmaz mallar diyelim Bitlis’te, diyelim Muş’ta, Diyarbakır’da, Siirt’te diyelim, bölgedeki Kürt ağalarının, Kürt aşiretlerinin önemli bir kısmının eline geçti. O zaman bu kişiler bu malları ellerinde tutabilmek için devletin görüşüne elbette evet diyeceklerdir. Devlet nasıl bir görüş ileri sürüyor toplumsal konularda, siyasal konularda, ne Kürt sorunu konuşuluyor, nasıl bir görüş ileri sürüyor? Siz o malları yağmaladığınız için devletin bu görüşüne de evet diyorsunuz. Eğer evet demiyorsanız devlet zaten sizin o malları kullanmanıza izin vermez. O bakımdan bu tür konular iç içedir, birbirleriyle ilişkilidir, birbirlerinin hem nedenidir, hem sonucudur. O bakımdan işte Ermenilerle ilgili bir sorun, sadece Ermenilerle ilgili değil Kürtlerle, Ermenilerle, Süryanilerle birlikte ele alındığı zaman daha bütünsel bir yapıya ulaşabiliyor, daha bütünsel bilgilere ulaşabiliyoruz. 

Bu tür sorunların üstesinden gelmenin temel yolu arkadaşlar, bu konuyla ilgili araştırmanın, incelemelerin sürmesi, sürdürülmesi. Budur benim kanımca temel sorun. Bu toplum bilincinin, tarih bilincinin gelişmesini sağlayacak. Halklar arasında bu bilince ulaşan kişiler öbür halklara, yani bu sorunun bilincine vardığı için, kendi başlarına nasıl bir felaket getirilmiş, bunun bilincine vardığı için, öbür halklara daha az zarar verme ve öbür halklara karşı daha anlayışlı davranma tutumuna sahip olacaktır. Bu bakımdan toplum bilincinin, tarih bilincinin gelişmesi bu araştırma inceleme süreciyle çok yakından ilgilidir. Anlayışın gelişmesi, hem halklar arasında anlayışın gelişmesi hem de herhangi bir halkın farklı kesimlerinin arasında anlayışın gelişmesi böyle gerçekleşir arkadaşlar. 

Bir ulus tarihinin belli bir döneminde bölünmeye, parçalanmaya, paylaşılmaya, böyle bir operasyona uğradığı zaman bu ulusun yapısında çok büyük bir travma yaratıyor. Kürtlerin böyle bir sorunu vardır, bölünme, parçalanma, paylaşılma ve insanın iskeletinin parçalanması gibidir, beynin dağılması gibidir. Ermenilerin de böyle bir sorunu vardır, Rus Ermenistan’ı, Osmanlı Ermenistan’ı Ermenilerin gücünü kırmıştır. Rusya, Osmanlı, İran arasında Ermeniler bir güç olamamıştır. Bir kere bir ulus tarihinin belirli bir döneminde böyle bir politikaya, böyle bir operasyona uğradığı zaman bu kendisini çoğaltan bir yapı oluşuyor, yani bölünme, parçalanma, daha da büyüyor, daha da yaygınlaşıyor, derinleşiyor.

İşte bugün Kürtleri görüyoruz; Orta-doğu’nun ortasında 40 milyona yakın bir ulus ama küçücük bir siyasal statüsü yok. Uluslararası ilişkileriyle, ma yın tarlalarıyla, dikenli tellerle, gözetleme kuleleriyle bölünmüş. Bu bölünmenin parçalanmanın devam etmesi, derinleşmesi, yaygınlaşması isteniyor. Bunların üstesinden nasıl gelebiliriz? Araştırma, incelemeyle arkadaşlar. 

Burada ifade özgürlüğü çok önemlidir, ifade özgürlüğü çok önemlidir. İfade özgürlüğü herhangi bir toplumun, herhangi bir devletin, çağdaş, medeni bir devlet olmasının temel bir göstergesidir. Yollar, barajlar, fabrikalar, büyük büyük binalar çok katlı binalar, bunlar çağdaş medeniyetin göstergeleri değildir. Çağdaş medeniyetin temel göstergesi toplumun ifade özgürlüğüne sahip olmasıdır. Bu ne demek? Bu şu demektir, eğer toplumda ifade özgürlüğü kurumlaşmışsa, özgür eleştiri kurumlaşmışsa o toplumda resmi ideoloji yoktur, resmi ideoloji diye bir kurum yoktur demektir. Resmi ideolojinin olmaması çok önemlidir; resmi ideoloji demokrasinin önündeki en önemli engeldir. İfade özgürlüğünün kurumlaşması o toplumun, o devletin gocunacağı bir şeyin olmadığını gösterir. İfade özgürlüğünün olması toplumda, özgür eleştirinin kurumlaşması o toplumda yolsuzlukların, dolandırıcılıkların, rüşvetin olmaması veya olduğu zaman şiddetli bir şekilde tepki görmesi, yargılanması demektir. İfade özgürlüğü çağdaş medeniyetin en önemli göstergesidir.

Tabii toplumsal bilimler o bakımdan çok önemli. Türkiye’de çok yoğun baskılar söz konusudur toplumsal bilimlere karşı. 1940’ları düşündüğümüz zaman Behice Boran, Niyazi Berkes öyle baskılarla, zulümlerle karşılaşmıştı üniversitelerde. 1970’lerde Oya Baydar ve arkadaşları benzer operasyonlarla karşılaştılar. Bugün de işte Pınar Selek gibi, Müge Tuzcuoğlu gibi genç araştırmacılar, genç toplumbilimciler benzer baskılarla karşılaşıyor. Müge, Mart 2012’den beri Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu, Müge ne yaptı? Müge şunu yaptı; köyleri yakılan, yıkılan aileler var ya, Müge onların çocuklarıyla ilgilendi. Sarmaşık Derneği var, Göç-Der var, onlarla ilgilendi. İlgilenmek ne anlama geliyor? İşte faili meçhul cinayetler nasıl gerçekleşir, köyler nasıl yakıldı, yıkıldı, aileler nasıl mağdur oldu. Diyelim köyde toprak da var, su da var, ama siz onlardan yararlanamıyorsunuz, şehirlerin varoşlarında mağdur bir yaşam sürdürüyorsunuz. Halbuki sizin suyunuz da var, toprağınız da var, ağacınız da var, bahçeniz, her şeyiniz var, tapularınız da var örneğin. Ama işte oralarla ilgilenemiyorsunuz, oralara gidemiyorsunuz; diyelim Bursa, diyelim İstanbul, oralarda mağdur bir yaşam sürdürüyorsunuz. İşte Müge Tuzcuoğlu gibi araştırmacılar bu köyleri yakılan yıkılan ailelerin çocuklarıyla ilgilendi, işte Sarmaşık Derneği’nde çalıştı, Göç-Der’de çalıştı. Bunlar devletin, hükümetin hiç istemediği konular, ifade özgürlüğü bunun için kısıtlanıyor, yani gerçeklerin araştırılmasına engel olmak, onların nasıl gerçekleştiğinin, bu operasyonların nasıl gerçekleştiğinin, bütün bunların araştırılmasına engel olmak için, bu konuda bir bilincin oluşmasına engel olmak için ifade özgürlüğü kısıtlanıyor.

Biz şunu söyleyebiliriz arkadaşlar; Türkiye’de yargı, toplumsal dinamikleri, toplumsal talepleri pek dikkate almıyor. Toplumsal dinamikler, toplumsal talepler dikkate alınmıyor, bunlar yokmuş gibi düşünülüyor. Çok ağır idari cezai yaptırımlar söz konusu oluyor. Dilerim bundan sonra Türkiye’de yargı toplumsal talepleri, toplumsal dinamikleri de dikkate alır, yasaklayıcı değil bilakis bunların daha da örgütlenmesine, gelişmesine yardım edecek tutumları benimser. 

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum arkadaşlar, Hrant Dink’i sevgiyle anıyorum. 

Kaynak: http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=30330&cat=100

Kızılbaş Dergisi Ekim 2012 / sayı 19